Edebiyat22 Nis 2026
Bir Kahvaltı
Bir kadının, bir kahvaltı öncesi kendisine kalan kısa zamanda geçmişine dair yaşadığı hesaplaşmayı anlatır.
219 görüntülenme|26 beğeni|6 yorum
Leyla salona girdiğinde kurduğu sofraya baktı. Yeşil zeytin tanelerinin üstündeki tuzlu tat boğazını yaktı bir an, onları henüz ağzına almamış olsa da. Ellerini saçlarının arasında gezdirdi. Tanıdık bir heyecan aradı kalbinde. Yoktu, bulamadı. Bu salonda Kahraman için hazırlanmış nice sofrayı düşündü misafirini beklerken. Yemek masasının karşısındaki berjere oturup bir sigara yaktı.
Kahraman’ın masanın başında dikilip sofrayı gözleriyle taraması, Leyla’nın özenle kestiği peynir dilimlerinin tadına bakması, arkasında durup onu seyreden Leyla’yı kucaklaması o kadar da eski bir zamana ait değildi aslında. Ama şimdi mavi berjerin üstüne oturup sigara içen bu kadın, Kahraman’ı o kadar çok seven diğer parçasına sanki bir tiksinti duyuyordu. Kendi içinden tiksiniyordu onunla doldurduğu için kalbini.
Bir zamanlar o bencil adamın etrafında dönen bir pervaneydi Leyla. Gözlerini tavana dikmiş lambaya bakıyordu bunları düşünürken. Belki de onu nice zaman sevdikten sonra sevmeyi bırakmasaydı şimdi bu kadar uzak gelmezdi hatıralar. Tutunacak bir dal olurdu belki bu kadar derin ve delice bir sevgi. Ama Leyla elleriyle kesmişti o dalı. Vazgeçmişti bir gün Kahraman’ı sevmekten. Ama vazgeçmek bile bir bedel ödetiyordu insana. Bir başkasını yıllar boyunca kendinden daha çok sevmenin insanı kendisine yabancılaştıran bir tadı, irin olup boğazında düğümlenen yakıcı bir dokusu vardı.
Masaya doğru yürüdü sakince. Kırmızı ojeli parmaklarını krem rengi keten örtünün üstünde gezdirdi. Deniz kabuğu şeklindeki yan yana dizdiği üç reçelliğe takıldı gözü. Geçmişin izlerinden kurtulmak için en tatlı reçelleri almıştı misafiri için. Kahraman’ ın asla sevmeyeceği reçeller. Kayısı reçelini aldı eline. Burnuna götürüp içindeki karanfil tanelerini kokladı. Misafirin gelmesine henüz yarım saat vardı. Bir Ukrayna ezgisi açtı. Geçmişe dair tamamlanamamış bir yası, maziyi olduğu gibi kabul edememenin hüznünü mü haykırıyordu fonda çalan yumuşak ve hüzünlü kadın sesi… Bir deniz kenarında çırılçıplak ve hazırlıksız kalakalmak gibi bir histi şarkıyla ona eşlik eden. Şaşkınlık, kızgınlık, utanç… Tüm bu duygulardan oluşan tuhaf ve ürkütücü bir örtü vardı yeniden koltuğa geçtiğinde üstünde sanki.
Hayal kırıklığı mı yoksa yaşamı kabullenemeyişin hazımsızlığı mı karnının içinde dolaşan karıncalar… Şarkılardaki gibi akmıyordu zaman kabulsüzlük karşısında… Çocukluğunu düşündü. Bir şeftali bahçesinde yürüyen beyaz elbiseli kız çocuğu olduğu zamanları… Zihnindeki imgelerle reçelin içindeki karanfil tanelerinin onu bugüne çağıran kokusu birbirine karışıyordu. Çok uzun zamandır o beyaz elbiseli kız çocuğu değildi. Kahraman’a dair hatıralar zihnini işgal ettikçe öfke sarıyordu her yanını, kapkara oluyordu o mutlu kız çocuğunun imgesi.
Keşke yakmak mümkün olsaydı hatıraları… Keşke o kız çocuğunun elbisesini karartan içinden yükselen öfke değil, anılardan oluşan bir yangın olsaydı. Mutfaktan gelen sesle irkildi birden. Şeftali bahçesinde dolaşan o neşeli kız çocuğu, az evvel kahvaltı masasının başında öylece dikilen Kahraman’ın hayaleti silindi gitti. Misafiri için hazırladığı çay demlenmişti. Çay makinesinden çılgınca gelen sesler içindeki öfke ve acı kırıntılarını çekip aldı. Az sonra misafiri gelecekti ve bugüne dair yeni hatıralar yerleşecekti salona.

Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Leyla belki de ilk defa kendi değerini fark etti ve hadi Leylaya bir cevap vereyim ( bilmediğimiz leylalara katkı sağlamak için) Sevgili Leyla Çay makinesinin çılgın sesi içindeki acı kırıntılarını çekip alıyor ya bazen iyileşmek de böyle başlar. Yüksek, dağınık, kontrolsüz. Ama canlı. Ve kesinlikle yeterince iyi. Misafirin kapıyı çaldığında, eğer istersen, o kız çocuğuna içinden bir kez daha gülümseyebilirsin. Onu unutmak zorunda değilsin. Sadece bugünle birlikte var olmasına izin ver. Muhteşem bir hikaye yüreğinize sağlık saygılarımla 👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok teşekkür ederim güzel düşüncelerinizi paylaştığınız için.
Anıları yakmak mı? Küller kalacak yine Silsek izi kalacak? Şeftali bahçesindeki çocuğa seslenebilsek keşke. Ne kadar söylediklerimize dikkat eder di acaba . Yine kendi hikayesini yazacaktı. Keşke yaş almalarımız kötü tecrübelerle olmasa. Hep şeftali bahçesindeki çocuk saflığında kalsak.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Belki de kalmamalıyız şeftali bahçesindeki o çocuk olarak… kalan küllerin üstüne basıp geçmeli… o küçük çocuğu içimizde saklayarak devam etmeliyiz… yaşamak neşesini değişmekten ve incinmekten buluyor belki de? Teşekkür ederim değerli katkınız için.
Lütfen hocam yanlış anlaşılmasın. Çocukluğa duyulan özlem kendimden bir şeyler buldum . Naçizane bir filmde veya bir oyunda kendi iç sesimiz gibi tezahür olduğu gibi söylediğim. Anlık düşüncemle yorum yaptım. Kanaatim kötü ses çıkaran çay makinası varya onunla beraber kötü anılarda kalka bilse ortalıktan. Bir yaşanmışlık hissiyatı ile eseri ele aldım kendi hayatım gibi bakarak. Elinize yüreğinize sağlık.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.