Edebiyatın en kadim ikilemi, bir yazarın "anlatmak" ile "göstermek" arasında yaptığı seçimdir. Anlatmak, kolay olandır. "Kahraman çok üzgündü." Bu, okura bir duygu dayatır ve genellikle ruhun kapısından içeri giremez. Göstermek ise, okuru duygunun içine davet etmek, onu kederle bizzat yüzleştirmektir.
Hemingway’in buzdağı teorisi, bu gösterme sanatının en rafine halidir. Eğer bir karakterin kederini anlatmak istiyorsanız, "üzgündü" demek yerine, onun bir fincan kahveyi nasıl soğuttuğunu, pencereden dışarı bakarken elindeki sigaranın külünü nasıl titreyerek düşürdüğünü yazmalısınız. Bir şeyi doğrudan söylemek, onu küçültmektir; göstermek ise onu sonsuz bir ihtimalle genişletmek demektir.
Göstermek, yazarın egosundan vazgeçmesidir. Çünkü anlatırken yazarın sesi baskındır; karakterlerin ne hissettiğini, olayların ne anlama geldiğini doğrudan açıklar. Gösterirken ise geri çekilir ve sözü ayrıntılara bırakır.
Bunun güzel bir örneğini, sitede Yuzika adlı yazarın "Kursak" öyküsündeki fener sahnesinde görebiliriz. Yazar, "Veysel çok utandı" demez. Bunun yerine Hasan Abi'nin fenerin üzerindeki küçük kertiği fark etmesini, hiçbir şey söylemeden Veysel'e bakmasını ve Veysel'in gözlerini kaçırmasını gösterir. Sahne, yalnızca "Elindeki fener ağırlaştı." cümlesiyle sonlanır.
Böylece okur, utancı kendisine açıklanmış bir duygu olarak değil, sahnenin içinden hissedilen bir deneyim olarak yaşar.
Okur, utanç duygusunu hazır bir açıklama olarak almaz; karakterle birlikte yaşar. Göstermenin gücü de tam burada ortaya çıkar. Duyguyu anlatmak yerine, onu görünür kılan ayrıntıları seçmekte.
Bu yaklaşım, insanın iç dünyasının karmaşasını yansıtmak için de en dürüst yoldur. İnsan kendi acısını da bir cümleyle özetleyemez. O acıyı ancak bir sabah uyanmanın zorluğu, bir kapının kapanış sesi ya da masanın üzerinde unutulmuş bir kitapla ifade edebilir.
Gerçek edebiyat, bir şeyi işaret etmek değil; onu hissettirecek atmosferi yaratmak demektir. Okur, bir cümleyi okuduğunda "evet, bu böyle" dememeli; o cümlenin içinden geçip, odanın soğuğunu teninde duymalıdır. Çünkü edebiyat, yazarın anlattığı değil, okurun kendi iç dünyasında "gördüğü" şeydir. Yazmak, sadece kelimeleri dizmek değil, görünenin ardındaki muazzam sessizliği, göstermenin gücüyle konuşturmaktır.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Hocam teşekkür ederim. Naçizane onure oldum. En derin saygı ve muhabbetlerimle.....
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Editörümüz haklı.. kalemimiz de çok kuvvetli…
Çok haklısınız… “Yazmak, sadece kelimeleri dizmek değil, görünenin ardındaki muazzam sessizliği, göstermenin gücüyle konuşturmaktır”… iyi kitap okurken o kitap ben alır götürür yazıldığı yere… zaman zaman burnumun ucunda bile hissedebilirim üzüntüyü veya kalbimin en derin noktasında bir aşk şiirini..
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim. Umay Hocam. Güzel düşünceleriniz için.