İnsan bazen yalnızca yaşadığı dünyayı değil, bakışını da miras alıyor. Ve çoğu zaman o bakışın dışına çıkamadığı için, önündeki hakikati bile kaçırabiliyor.
Mülksüzler’i okurken en çok hissettiğim şey bu oldu.
Ursula K. Le Guin bir yerde şöyle diyor: “Bir insan ne kadar zeki olursa olsun, nasıl göreceğini bilmediği bir şeyi göremez.” Kitabı bitirdiğimde bu cümle uzun süre aklımda kaldı. Çünkü gerçekten de mesele sadece zeka değil galiba; mesele, insanın kendi zihninin dışına çıkabilmesi.
The Dispossessed bana bunu hissettiren nadir kitaplardan biri oldu. İlk başta iki farklı dünya okuyormuş gibi hissediyorsunuz: biri mülkiyetin, lüksün ve gösterişin dünyası olan Urras; diğeri ise eşitlik, paylaşım ve kolektif yaşam üzerine kurulu Anarres. Ama kitap ilerledikçe fark ettiğim şey, Hiçbir dünyanın tamamen özgür olmaması. İnsan, bazen en doğru fikrin içinde bile yeni bir baskı biçimi yaratabiliyor.
Le Guin hiçbir tarafı kutsamıyor. Okuru rahatlatmıyor. “İdeal düzen budur” demiyor. Tam tersine, her sistemin kendi körlüğünü üretebildiğini gösteriyor. Ve bunu bağırarak değil, insanın içine yavaşça işleyen bir şekilde yapıyor. Sanırım beni en çok etkileyen şey de buydu.
Shevek karakterini de bu yüzden çok gerçek buldum. Çünkü onun yolculuğu aslında bir gezegen yolculuğundan çok, bir fark ediş hikâyesi gibi. Kendi büyüdüğü dünyanın sınırlarını görmeye başlaması, bana insanın bazen en zor kendi gerçeğini fark ettiğini düşündürdü. İnsan dışarıdaki duvarlardan önce, zihnindeki duvarları yıkmak zorunda kalıyor.
Kitapta zaman meselesi de çok etkileyiciydi. Shevek’in zamanın doğrusal değil, döngüsel olabileceğine dair fikirleri sadece bilimsel bir teori gibi durmuyor; hayatın kendisine dair bir şey söylüyor sanki. Geçmişin tamamen geçmediğini, bazı şeylerin farklı biçimlerde sürekli geri döndüğünü hissediyorsunuz.
İnsanın en büyük körlüğü, alıştığı şeyleri “doğal” sanması. İçinde yaşadığı düzeni sorgulamadan kabul etmesi. Le Guin sanki omzuma dokunup şöyle diyor gibiydi:
“Başka türlü bakmayı denedin mi?”
Bazı kitaplar bunu yaptığı için unutulmuyor. Çünkü hikâye anlatmaktan fazlasını yapıyorlar; insanın zihninde küçük bir çatlak açıyorlar.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Ya bende senin roman yazın sandım ahajajah çok değişik başlangıç diyordum :)
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.