Wei Kıyılarından Dönmeyen Çeri
Wei kıyısında sustu adım, rüzgâr söyledi yerime; Kırk yürekten eksildim, kırk çağ eklendi ömrüme. Bir genç bir gün bir mısrada bulursa beni bilsin: Bazıları dönmez; vatan dönebilsin diye.

Yazılar
Wei kıyısında sustu adım, rüzgâr söyledi yerime; Kırk yürekten eksildim, kırk çağ eklendi ömrüme. Bir genç bir gün bir mısrada bulursa beni bilsin: Bazıları dönmez; vatan dönebilsin diye.

Ne bir rüzgâr koptu, ne gök başka renge döndü, Yalnız içimde eksik duran bir mevsim tamamlandı. Bazı gelişler kapıdan değil, insanın kaderinden olur; Bugün bana Umay geldi, sessizlik bile çoğaldı.

Nar çiçeği açtı; içimde eski bir yaz kaldı, Temmuz, kaybolana uzanan en uzun yol oldu. Ulaşmak imkânsıza komşuydu, yine yürüdüm usulca; Meğer en derin sancı, dönmeyeni beklemekmiş.

Bir yol düştü içime, sessiz ve uzun, Yarım kalmış mevsimler yürüdü peşimden. Bıraktım taşımaktan yorulduğum göğü, Kendime varmak için çıktım kendimden.

Nereye saklandı bu güneş, doğmayacak mı bu sabah? Ufuk sessiz, gökyüzünde bekleşiyor siyahlar. Bir umut kuşu geçmedi henüz rüzgârın izinden, Gece sanki vazgeçmemiş, tutmuş zamanı biraz.

“Son türkümüzü gökyüzüne söyledik; gerisini yıldızlar tamamladı.”

Akşam oldu, buzlar erdi, sustu eski şarkılar, Bir sözün gölgesinde kaldı yarım masalar. Gelmemene değil de verdiğin söze yandım, Bir bardak boş duruyor, bir ömür kadar ağır

"Duman çöker bazen gönlün ufkuna, Yollar kaybolur sessiz bir sis içinde. Bir rüzgâr yeter yeniden görmek göğü, Umut saklıdır dağılmayı bekleyen dumanın içinde."

Bir isim düşer kalbe, ismi silinmez Uzakta olsa da gönülde yer eder. Kavuşmak her zaman nasip olmaz, Bazı sevdalar ömür boyu hükmeder.

“Bir gün umut görünürse, belki de tam böyle görünür: otların arasından sızan bir parça gökyüzü gibi.”

Gece, Tanrı Dağları’nın omzuna başını koymuştu, ben içimde susturamadığım eski bir kopuz sesiyle geldim sana. Bir kuş tüyü gibi hafif değildi yüreğim; her sevda biraz savaş, her ayrılık biraz göçtü çünkü.

Gök henüz tam kararmamıştı; Tanrı Dağları’nın ardından son ışık çekiliyordu. Ben, demir kokusunu bilen bir alp; sen, obanın en güzel kızı… Ve sana şöyle seslenirdim:

