Bazı aylar takvimde durmaz; insanın içinde yaşamaya devam eder. Temmuz da öyledir. Bir mevsim değildir yalnızca, kapanmayan bir yaranın sıcaklığıdır. Güneş göğün en yüksek yerine çıktığında bile insanın gölgesini uzatan bir yalnızlık taşır. Kim bilir, belki de bu yüzden en çok temmuzda başlar insan kendini aramaya. Çünkü bazı başlangıçlar, bitmiş görünen şeylerin küllerinden doğar.
Nar çiçekleri açmıştır çoktan. Dalların ucunda duran o ateş kırmızısı çiçekler, meyvenin değil, sabrın habercisidir. Her nar önce çiçek olur; her kavuşma önce beklemeyi öğrenir. Ben ne zaman bir nar ağacının altında dursam, hayatın acele etmediğini anlarım. Toprak bilir zamanını, rüzgâr bilir yolunu. Bir tek insan unutur. Kaybettiğini aynı mevsimde bulacağını sanır.
Oysa temmuz, bulmanın değil aramanın ayıdır.
Sıcak, yalnız teni yakmaz. Hatıraların da bir harareti vardır. Öğle vakti taşların üzerine çöken güneş gibi, geçmiş de insanın omuzlarına çöker. Uzak sandığın sesler yeniden duyulur; kapanmış sandığın kapılar yeniden gıcırdar. Bir ismi söylemezsin ama bütün gün onun gölgesi seninle yürür. Temmuz bunu yapar. Sessizce.
İnsan bazen kaybettiği bir kişiyi değil, onun yanında bıraktığı kendini arar. İşte o arayışın adı temmuz sancısıdır. Ne tam umuttur ne de bütünüyle vazgeçiş. İkisinin arasında, susuz kalmış bir ırmak gibi bekler. Bilir ki ulaşmak neredeyse imkânsızdır; yine de yürümekten vazgeçmez. Çünkü bazı yollar varılmak için değil, özlemin ağırlığını taşıyabilmek için yürünür.
Nar çiçekleri bu yüzden güzeldir belki. Meyveye dönüşüp dönüşmeyeceklerini bilmeden açarlar. Rüzgâr koparabilir onları, yağmur erken düşürebilir, güneş yakabilir. Ama yine de bütün güçleriyle açarlar. İnsan da biraz nar çiçeğine benzemeli derim bazen. Sonunu bilmeden sevebilmeli, karşılığını bilmeden bekleyebilmeli.
Temmuzun sıcağı yalnız havayı kavurmaz; kelimeleri de kurutur. Söylenemeyen cümleler dudaklarda çatlar, yazılamayan mektuplar çekmecelerde sararır. İnsan, bir zamanlar ulaşabileceğine inandığı şeylerin artık ufkun ötesinde kaldığını fark eder. Ne kadar yürürse yürüsün, bazı mesafeler adımlarla kapanmaz. Çünkü uzaklık kilometreyle değil, zamanla ölçülür.
Her temmuz sabahı, nar ağacı yeniden çiçek açar.
Belki bunun için severim temmuzu. Acısını inkâr etmediği için. Yarayı çiçekle örttüğü için. Sıcağın ortasında bile yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu fısıldadığı için. Ama o başlangıç, eskiye dönmek değildir. Kaybedileni geri almak hiç değildir. İnsan bazen aradığına kavuşamaz; yalnızca onu arayan kişiye dönüşür.
Belki de temmuz sancısı tam burada başlar.
Bir nar çiçeğinin dalda titrediği yerde…
Bir güneşin göğe sığmadığı öğle vaktinde…
Bir insanın, artık ulaşamayacağını bildiği bir hayale yine de sessizce yürüdüğü anda. Çünkü bazı mevsimler geçer.
Temmuz ise insanın içinde kalır.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Nedense Temmuzlar hep hatirlanir.....
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Yüreğinize sağlık ve bu kısıma kesinlikle katılıyorum İnsan bazen kaybettiği bir kişiyi değil, onun yanında bıraktığı kendini arar
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.