İÇE Mİ DÖNÜŞ
Yaşanmışlıkları ya da yaşanacakları oyun hamuru gibi şekillendirmeye bayılıyor olabilir miyiz ki . Yine de şekillendirmekten korktuklarımız ve hatta şekillendirmeyi aklımıza bile getirmediğimiz hamurlarımız var. Belki de şekillenmesinin ihtimal dahilinde bile olmamasındandır bu.
Olacaklar vardır, olmayacaklar vardır, zorlar ve imkansızlar bir de. Ya da dışlanmış hamurlar? Bir gün şekillenmiş veyahut şekillenmemiş bir şekilde kendilerini önümüze yuvarladıklarında ne yapacağız?
Aslına bakarsak şekillendirdiklerimizden bile emin olamıyoruz ki. İçimizdeki yufkaları sulayıp yumuşatmış oluyoruz sadece. Gerekli mi bu peki? İnanın ben de bilmiyorum. Siz biliyorsanız bana da söyler misiniz? Bir sorum daha var bize: Yufkalara yaklaşmamız gerçeklere yaklaşmamızdan mı? Yoksa oyun hamurlarıyla oynayamayacak kadar yorulmuş olmamızdan mı? Yorulmamış da olabiliriz. Yorulacak ya da yoracak neyimiz olabilir? Düşünmekten, düşüncelerinden kaçan, bilinmezliği duvar edinen varlıklarızdır belki de. Yoksa renkli hamurları bırakmaya hangimiz cesaret ederdik ki.
Kaçtıklarımız hayatımızın merkezini oluşturuyorlardır belki de. Korkularımızın bizi yazıyor olması gibi...
Yalnızlığımla kalabalıklaştığım bir günden yazıyorum bu satırları. Aklım ve kalbimin birbirine karışmasıyla renkleri bulanıklaşan bir sulu boya gibiyim. Anlayacağınız ruhumun ucunu kaçırdım. Sanırsam iyi bir şey bu. Dümdüz insan olur mu hiç. Ruh dediğin uygun değil bir kere buna. Bakmayın yine de siz bana. İnsanın kendisini yüceltme hevesindendir belki de bu satırlarım. Günün sonunda en dipte olabileceğim halde...
Karmaşamı anlayabildiniz mi acaba satırlarımdan? Size değil bu soru, kendime. Varlığımızın çıkmazlığından hep bunlar. Bir şekilde sonuca ulaşmakta zorlanıyorum aslında. Budur belki de insanı asıl doymuşluğa ulaştıran. Doyumsuzluğa iten belki de...
Hiçbir fikirde sabit kalamamam fazlalıktan değil de eksiklikten olsa gerek. Fakat fazlalaştıran da her zaman eksiklik değil midir?
Kendi kendime korkular örüyorum. Galiba ben de hamur şekillendirme heveslilerindenim. Korkum nedir biliyorum ama nedendir çözemiyorum. Bir gün bir şeyin, daha da korkuncu kendimin... Cümlelerimi yazarken bile örgümü bırakamıyorum zihnimden. Ördüğüm örtü hem kalbimi hem aklımı kaplıyor. O kadar ağır örmüşüm ki, ben bile kalkamıyorum altından. Karışan boyalarımın temizlenmeye çalışmasıdır bu örtüm. Temizlenirse eğer, örtüm bile benim olmaktan çıkmaz mı...
Benim olan bir benliğim var mı acaba? Her şey verdiğim şekiller ve ördüğüm örtülerden ibaret değil mi. Düşünüyorum da hepsinden önce nasıl bir ben vardı. Bakınca başlangıçta da bir ben olmak zorunda değil. Şu an olmadığı gibi... O zaman sahiplikler kurmak da yanlış değil midir? Bak işte yine büyük bir bilinmezliğin ortasındasın. Sen değil ben. Yoksa sen de mi oradasın, aynı yerde mi duruyoruz acaba. Mümkün de değil galiba bu. Senin hiçliğin başka benim hiçliğim başka. Her biri de birbirinden fazla...
Bazen düşünüyorum da belki de düşünmüyorumdur. Düşüncelerimin hepsi birer gölge oyunudur belkide. Belki de değildir. Bilemiyorum ki. Düşünmeye değil de senaryo yazmaya eğilimlidir belki varlığım. Her senaryoda bir düşünce değil midir peki? Düşünce içermeyen senaryo mu olurmuş hiç. Gerçi oladabilir sanki. Her şeyi çıplaklığıyla göremiyoruz sonuçta. Ya da görmek istemiyoruzdur belki de. İstesek görebilecek miyiz ki? Görebilecek miyim? Sadece susuyoruz...




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.