Deneme19 Nis 2026
İlham Meselesi
Yazarın kitap fuarı deneyimi, yayınevi ile arasında yaşanan olumsuz iletişimi ve ilhamın gerçek doğasına ilişkin bir sorgulama yazısı.
141 görüntülenme|15 beğeni|0 yorum
Geçen sene (2025 ) 04-12 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 15. Kocaeli Kitap Fuarına evvela kendisine Pembe Atkı isimli bir roman yazdığımın istihbaratını verdiğim Megaloman şiir kitabımı yayınlayan yayınevinin sahibinin daveti üzerine fuarın bitmesine iki üç gün kala fuara gidip standına uğradım ve yeni eserimin basım/ yayınlanma şart ve koşulları üzerine ( maddi mütalaalar ) konuşup el sıkışarak standında biraz vakit geçirdim.
Yayınevi sahibinin kendisi, eşi, yayınevinden kitap çıkartmış tanış olan ve olmayan yazar arkadaşlar ve fuarı dolduran koca kalabalık derken ayaküstü yapmış olduğumuz muhabbetlerin arasında yayınevi sahibi bana “Bak diğer yazarlarımız eserleriyle standımızda yer alıyorlar, sen burada yoksun.” imasında bulunan bazı cümleler kurunca belli etmedim belki ama biraz olumsuz etkilendim. Şunu çok net olarak gördüm diyebilirim: Ben o yayınevinin içerisine hiç girememişim. Adam bana tamamen üvey evlat muamelesi yapıyor. Zaten Megaloman isimli şiir kitabımı yayınlatırken kitabımın en harika şekilde dizayn edilmesi istek ve önerilerime “İşime karışıp bana akıl veriyor.” şikayetleri ile karşılık vermiş olan sahip, bir de eseri o zamanki fuara yetiştiremeyerek beni, kitabı bekleyen yakın uzak çevreme mahçup etmiş bir pozisyonda durarak en sert eleştirilerimi hak etmiş olmasına rağmen benden en ufak olumsuz bir söylem işitmemiş olma başarısını belki de kendi marifeti olarak zannediyordu. Ama işin aslı öyle değildi...
Zaten ben kitabın iç dizaynı olsun, istediğim hiçbir şeyin neredeyse istediğim gibi yapılmamış olması açılarından olsun, kitabın fiziksel mukavemetlerinin oldukça zayıf olmuş olmasından ( sayfaların bazıları çok kolay kopup ele geliyordu) olsun o ilk basımı yapılan 100 adet kitaptan çok da memnun olmamış bir şekilde kitabı insanlara dağıtmış bir kişi idim. Yani o şekillerde o şemallerde o fiziksel yetersizliklerde kitabı tekrar tekrar bastırma niyetim zaten yoktu. Her türlü olumsuzluğa rağmen parasını tam ve zamanında alıp yaşadığım onca olumsuzlukların üzerine o sözü niye söylüyorsun be abicim? Ben kör müyüm, ben görmüyor muyum? Kimin orada olup olmadığını ben anlayamıyor muyum? Kitap basıldıktan sonra bir kez olsun arayıp “Şu fuar yaklaşıyor, bu fuar geliyor; kitabını basalım mı?'' diye sorulmamış olan bir ortamda nasıl olur da öyle bir söylem ortaya atılabilir? Diğer arkadaşlarla kanlar çok iyi kaynaşmış, uyuşmuş; benimle ise ortada bir sevgisizlik oluşmuş, bunu görebiliyorum. O yüzden üvey evlat muamelesini çok yoğun şekilde olmasa bile zaman zaman hissettim. Ama sıkıntı yok, çok önemsemedim, çok üstelemedim... Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar cinsinden göz ardı edip durdum.
Burada bunları niye söylüyorum şunun için; yeter be abi, çıkart şu kafanı sahil kumlarının derinliklerinden... Biz de insanız, biz de gönül adamıyız; biz de insan sarrafı olmuşuz az buçuk, her şey ortalıkta. Konuşulmasa bile bazı şeyler biz onları görebiliyoruz...
Neyse çok da önemli değil, madem yazıyorum bunları da yazayım gitsin dedim; içimde kalmasın ama esas mevzusu başka idi bu yazının. O fuarda yayınevi sahibi beni kendi konferansına çağırmıştı. Gittim, orta sıralarda oturup diğer dinleyiciler gibi konuşulanlara kulak kabartarak dinlemeye çalıştım. İki kişinin vermiş olduğu konferansta yayınevi sahibi yeni çıkartmış olduğu kitapla ilgili açıklamalar yaparken yanında ki 60-65 yaşındaki şaire konuklar arasındaki bir hanımefendi şahsın şiirlerini nasıl yazdığını sordu. Şairimiz bir an duraksadı, a-i gibi bir iki ses kaçakları kendisinden işitildikten sonra “Yazıyorum işte, kalemi elime alıyorum, o an aklıma ne geliyorsa karalıyorum kağıda” minvalinde bir cevap vermişti. Hem yayınevi sahibi hem de şair abimiz yaşça benden baya bir ilerdelerdi. Herkes gibi sustum ve şairimizden gelen yanıtlarla yetinerek o konferanstan sonra çıkıp evlerimize dağıldık...
Yapma be abi! İlham öyle bir şey mi?
Bir kuşu boynu bükük gördüğümde, bir kediyi kaşlarını indirmiş omuzlarını sarkık şekilde karamsarlığın içerisinde bulduğumda; yolda yürürken el ele tutuşmuş aşıkların birbirlerine bakışlarına şahit olduğumda ya da bir ananın, bir babanın ayakta durmakta zorlanan titrek baldırlarına denk geldiğimde gökten yağan ilham yağmurlarına tutulur ruhum ve dayanamaz elime kağıt-kalem alıp karalamaya, yazmaya başlarım. Bir sinemadan, bir diziden etkilenip herkes bambaşka şeylerle uğraşırken ben gözyaşlarımın bana çığırışlarına açarım kalbimi ve üzerime yağan ilham yağmurlarıyla sırılsıklam olurum.
İlham böyle bir şey. Sen yazdığını zannedersin ama o anda belki de ilhamın kendisi yazıyordur senin parmaklarınla... İlham böyle bir şey.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.