Bu konu bazen hiç ummadığın insan tarafından dahi dile getirilebilir çünkü küçücük bir köy haline gelmiş olan bu dünya insanları olarak iletişimin ulaşmış olduğu inanılmaz imkanlar dahilinde bir çok şeyden etkileniyoruz.
Milletler arasında sınırların kalkmış olduğunun teorik bazda kabul edildiği günümüzde çeşitli akımların, çeşitli felsefelerin ve çeşitli görüş açılarının oldukları yerlerle sınırlı kalması artık imkansız.
Yani bir putperest, kendi inandığı şeyleri bütün dünyaya yayması için eskiden olduğu gibi dünyanın etrafını en az on kez yalınayak gezmeye muhtaç hissetmiyor günümüzde kendisini.
Eskiden Yunus Emre olsun başka büyük isimler olsun kalplerindeki aşkın dışa vurumuyla ilgili tüm insanlığa bir yön çizebilmek için oldukları yerlerde sayıp durmayı reddederek neredeyse tüm koca küreyi arşınlayarak tüm insanların nezdinde büyük izler bırakmışlardı gerilerinde.
Günümüzde ise bir insanı etkileyebilmek için oturduğun yerden kıçını kaldırmana bile gerek yok.
At bir tweet oldu bitti.
Tiktok'da, YouTube'da, İnstagram'da, Facebook'da ya da başka sosyal mecralarda yap bir canlı yayın, al sana etkilenme.
Yakın geçmişte ise bu durum biraz daha sınırlı idi; televizyonlar ve radyolar revaçta idi o zamanlarda. Diziler, sinemalar, tiyotral çekimler, klipler ve belki ekranlarda okunan şiirler ile milyonlara duyurabiliyordun sesini kısmetin varsa.
Şimdi ise hiç bir bilir kişiye kendini kanıtlamak zorunda değilsin. Elinde Samsung'dan tut çeşitli firmaların android tarzı telefonu var ise sadece aç ve seslen bütün dünyaya.
Evet, o kadar basit artık her şey.
Hee seni senden başka izleyen çıkmaz mı, sadece bir kişi mi izler yoksa üç milyon-beş milyon takipçin mi olur, o konuda hiç bir şeyin garantisi yok. Uzun zamandır kaliteli yayınlara imza atmışsan, bahsettiğin şeyler herkesin ilgi alanlarını cezbediyorsa ve paylaşımların kullanmış olduğun platformlarca bütün dünyaya herkesin anlayabileceği tarzlarda sunulabiliyorsa en az Tarkan kadar bile ünlü olabilirsin şu küçücük köyün içerisinde.
Dediğim gibi milletlerin iç içe geçmesi sebebi ile kültürlerin de yerinde durmayacağı aşikar. İster istemez her şeyin çorba olduğu ortamlar çıkabiliyor zaman zaman karşımıza.
Tam da bu anlamda zaman zaman muhatap olduğumuz insanlarla konuşuyoruz ve bir tanesi diyor ki:
Ben, önceki hayatımda harika bir prenses idim.
Ben, sonraki hayatımda dünyanın kralı olacağım.
Ben bu dünyaya en az otuz kere gelip gittim.
Vay be!
Ne güzel bir dünya...
Yani bu hayatında elde edememiş olduğun meziyetleri ya da kabiliyetleri sanki eskiden elde etmiş bir kişiymişsin gibi ya da sanki bugün sana verilmemiş olanlara bir sonraki hayatında sahip olabilecekmişsin gibi bir düşünce dünyası.
Bu biraz kolaycılık olmuyor mu diye sorasım geliyor haddimi aşarak. Yani bu dünyada kendini kabul ettirememişken geçmişte ki hayatlarında ya da ileride olmasını beklediğin yaşamlarında kendini kabul ettirebilmiş bir kişilik olduğunun ya da olacağının garantisi var mı?
Ya iş senin dediğin gibi değilse; yani ya eskiden pazarlarda parmaklıklar arkasında satılan bir köle idiysen aslında.
Ya da ilerde satanistlerin tapmış oldukları çeşitli putlarına kurban edecekleri gariban bir kurban olacaksan sadece?
Hem de bu ihtimalleri şu anda yaşamakta olan 8,5 milyar insan arasından hesaba katmaya çalışıyoruz.
Bir de buna dünyanın en başından en sonuna kadar gelmiş, gelmekte olan ve gelecek olan bütün insanları da ilave edersek, söylemiş olduğun şeyin gerçekle buluşma ihtimali ne olur sence?
Düşünsene onca insan varken neden sen ya da ben?
Bu hayatta yaptıklarımızla kral ya da kraliçe olmayı hak ediyor muyuz ki geçmişte olduğu söylenilen ya da gelecekte olacağı lanse edilen afaki hayatlarda o makam koltuklarına kurulmuş olalım ya da kurulacak olalım?
Bugünün dünyasındaki verilere bakacak olursak bu hiç mümkün değil. İngiltere Kraliyet ailesinin bir ferdi değilsek ya da yönettiği ya da sömürdüğü ülkeleri yöneten ailelerin ferdi değilsek bu hayal çok da olası değil.
Hayal demişken biz yay burçları sınırsızca hayal kurabilme özelliklerimizle tanınırız ama hayal kurmak ile olmayan bir şeye inanmak arasında dağlar kadar fark var.
Tabi ki hiç kimse kötüyü kendisine yakıştıramaz herkes kendisini en harika ölçütlerde hayal eder ama ben işin tam da bu noktasında bir gerçeği dile getirmek istiyorum şu anda:
Reenkarnasyon, bu topraklara ait bir inanış değildir.
Hindistan'daki ya da putperestlerin yaşamış olduğu diğer coğrafyalardaki saçmasapan ve olması mümkün olmayan bir inanış ritüelidir.
Yazımın başında dediğim gibi milletler arasında ki mesafeler hemen hemen tamamen kalktığı için adamlar kendi inanışlarının propagandalarını diğer memleketlerde açmış oldukları Yoga merkezleri ile ( bir kaç kez medyaya yansıdı bu durum) yapmaya çalışıyorlar.
Ki Yoga dedikleri şey de yine onların kendilerine münhasır bir şey.
Eğer bu konuda işin gerçeğini öğrenmek istiyorsan dini kitabımız Kuran'ı Kerimi açmanı ve okumanı öneririm!
O sana bu mevzu ile ilgili işin gerçeğini katıksız bir şekilde söyler ki işin gerçeği de şudur:
Bu dünyaya bir kere gelirsin ve başka da gelme şansın yok.
Ne yapacaksan bu hayatta yapacaksın.
Yaptıklarının karşılığını ise ya bu dünyada, ya hem bu dünyada hem de ahirette ya da sadece ahirette alacaksın.
İşin gerçeği bu.
Neye inanırsan öyle yaşarsın.
Eğer tarihin herhangi bir noktasında ki bir iyiliğe ya da güzelliğe gözünü dikiyorsan al sana fırsat: Yaşamakta olduğun ve daha evvel yaşamış olma ihtimali olmayan ya da daha sonra yaşama ihtimalin olmayacak tek ve yegane olan bu hayatında İYİ ol.
İyi olmak için ya da güzelliği inşa etmek için başka fırsat bekleme.
Saygılarımla




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.