Sabah gün doğumu vakti. Yüzüne çarpan hafif meltemin oluşturduğu tebessüm. Saatte 80 km’nin biraz üzerinde, kaskına çarpan gün ışıkları. Arkanda bıraktığın ağaçların ağlayarak seni selamladığı bir sonbaharda, mucizevi kutudan çıkan Can Gox'un sesi. Hayatın film şeridinde yaptığın o destansı yolculuk... Ve bütün çevreyi rahatsızlığa iten o sorunun akıllara gelişi:
— Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?
Ne anlatıyordum ben ya? Neyse devam edelim. Bir parça açalım, arkada çalsın. Ya da ne yapacağız parça çalıp, çalmayalım. Bence insanların kalbi jetonlu olmalı. Dışarıdan başka duygular getirmeden, içeride ne bulduysa onunla yetinip içeriyi güzelleştirmeli. İnsanların eski masum hâllerini özledim. Kendimi de dahil ederek söylüyorum; serçelerle konuşan, salçalı ekmekle mutlu olan o veledi... Masum olmayan insanlarla tanışa tanışa masumiyeti kaybettik galiba. Ölüm gibi, bir daha geri gelmeyecek nezdimce. Dünyanın iki farklı noktasında aynı nefesi üfleyen lakin birbirinden ayrı hayatlar yaşayan insanlar... Bol şans.
"Sevme kabiliyetiniz varsa önce kendinizi sevin..." Kendinize bir çiçek alın, mutlu edin kendinizi. Bu hayat boktan değil; bu yaşadığın hayat boktan. Bu boktan hayatımızdaki karanlığa kendi ışığımızı getirmeliyiz. Hayatta size hiçbir şey vadedilmedi. Kaybettiğinizi mi düşünüyorsunuz? Saçmalamayı bırakın, kaybetmek için önce sahip olmak gerekir. Siz yaşadığınız hayatın sahibi olduğunuzu düşünebilirsiniz lakin sadece kiracısınız. Yeni koşullara ve keşiflere adapte olan uysal ve evcil hayvanlar topluluğundan başka bir şey değiliz. Yaşamaya çalışıyorsan sonuna kadar çabala. Bir yerde bırakacaksan çabalamaya dahi tenezzül etme. “Hayat öyle lanet bir şey ki; sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadığın için kahreder.”
"Bir insan diğerlerinden daha çok şey biliyorsa yalnızlaşır. Mutlu bir hayat bile bir miktar karanlıktan mahrum kalamaz." Karanlığınızı sevin ve ona kucak açın. Farklı bakın ya; mutluluktan attığınız kahkahalar sadece bir manipülasyonsa? Kim bilir, belki Truman haklıdır. Bu hayat kendisini taşıyan ayakları kaburgalarımdan yapmasaydı, belki nefes almak kolay olurdu.
Kim bilir, belki de yola çıkılan yerde kaldık. Tabii hâlâ sağ isek.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yüreğinize sağlık güzel olmuş
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim :)