Geceydi.Ama bazı geceler diğerlerinden farklıdır.Saatin kaç olduğu önemli değildir; çünkü zaman çoktan anlamını kaybetmiştir. O anlarda insan, dakikaları değil, düşünceleri sayar.Belki sen de yaşamışsındır.Her şeyin sessiz olduğu bir anda, sebepsiz yere durup kendine baktığın oldu mu?
Hayır, aynaya değil.
Kendine.İçinde yaşayan o görünmez kişiye.Sana bir soru sorayım... Bugün olduğun insan, on yıl önceki halinin gurur duyacağı biri mi? Cevap vermek için acele etme. Çünkü bazı sorular cevap istemez. Sadece insanın içine yerleşir.Bir zamanlar olmak istediğin biri vardı.Hatırlıyor musun?
Belki dünyayı değiştirecektin.Belki büyük bir aşk yaşayacaktın.Belki sadece mutlu olacaktın.Şimdi dur ve düşün.Ne oldu ona? Nerede kaybettin o insanı? Yoksa kaybetmedin de terk mi ettin?
İnsan bazen kendisini kaybetmez.Daha kötüsünü yapar.Kendisinden vazgeçer.Hem de yavaş yavaş...Kimse fark etmeden.Bir gün bir hayalinden vazgeçersin.Ertesi gün bir umudundan.Sonra bir sabah uyanırsın ve artık eskisi gibi heyecanlanamadığını fark edersin.İşte o gün ruh sessizce bir şeyler kaybetmiştir.Ama insan tuhaf bir varlıktır.Kırıldığı yerleri saklamayı öğrenir.Hatta bazen o kadar iyi saklar ki, sonunda kendisi de bulamaz.Sana başka bir soru.
Eğer zihninin bütün odaları açılabilseydi, hangisini kimseye göstermek istemezdin? İçinde ne var? Bir pişmanlık mı? Bir özlem mi? Yoksa hiç yaşanmamış bir hayat mı?
Bence insanların çoğu yaşadıkları şeylerden dolayı üzülmüyor. Yaşayamadıkları şeylerden dolayı üzülüyor. Çünkü gerçekleşmemiş ihtimaller ölmez. İnsanın içinde yaşamaya devam ederler.Bu yüzden bazı insanlar geçmişe değil, ihtimallere özlem duyar.Böyle olabilirdi.
Belki insanı en çok yaralayan cümle budur.Böyle olabilirdi.Bir telefon açılsaydı.Bir adım atılsaydı.Bir "kal" denilseydi.Bir "gitme" duyulsaydı.
Hayatımızın büyük kısmı yaşananlardan değil, yaşanmayanlardan oluşuyor olabilir mi? Düşünsene...
Belki şu an taşıdığın hüznün sebebi başına gelenler değil.Başına gelebilecek olup da gelmeyenlerdir.Ve belki de bu yüzden bazı geceler geçmiş değil, ihtimaller uykunu kaçırır.Peki insan neden kendini bu kadar yalnız hisseder?
Kalabalıklar içindeyken bile...Bence sebebi yalnız olması değil.Anlatamadığı şeylerin çokluğu.Çünkü insanın içinde kelimelere dönüşemeyen duygular vardır.Onları ne anlatabiliriz ne de unutabiliriz.Sadece taşırız.Bazı insanlar yük taşır.Bazı insanlar sır.Bazı insanlar ise sessizlik.Ve zamanla hangisini taşıdığını unutursun.Sonra bir gün biri çıkar karşına.Sana hiçbir çözüm sunmaz.Seni kurtarmaz.Yaralarını da iyileştirmez.Ama seni görür.Gerçekten görür.İnsan bazen sevilmekten çok görülmek ister.Çünkü görülmek, varlığının doğrulanmasıdır.Belki de aşkın özü budur.Birinin sana dönüp..Sakladığın yeri biliyorum demesidir.Şimdi son bir soru.Belki de en zor olanı.Eğer bu gece bütün maskelerin düşseydi...Ailenin, dostlarının, dünyanın senden beklediği her şey yok olsaydı...Geriye kim kalırdı?Gerçekten sen mi? Yoksa yıllardır oynadığın karakter mi? İnsan ömrü boyunca birçok kişiyle tanışıyor.Ama çoğu zaman kendisiyle tanışamadan ölüyor.Ve belki de hayatın asıl trajedisi budur.Dünyayı gezip kendi içine hiç uğramamak.Bu yüzden bazı kapılar dışarıya açılmaz.İçeriye açılır.Ve insanın ömrü bazen yalnızca o kapının koluna dokunacak cesareti bulmaya çalışmakla geçer.Şimdi ışığı kapatmadan önce kendine sessizce sor..
Kapıyı en son kim kapattı?
Dünya mı?
Başkaları mı?
Yoksa yıllar önce, fark etmeden sen mi?





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.