Kendi Merkezinde Kalmak
İnsanın olgunlaşması, başkalarına laf anlatma ve kendini kanıtlama çabasından vazgeçmesiyle başlar. "Beni anlasınlar, beni sevsinler, ne kadar haklı olduğumu görsünler" demeyi bıraktığın an, Stoacıların bahsettiği o gerçek huzura adım atarsın. Çünkü bilirsin ki, sığ zihniyetlerin seni alkışlaması da eleştirmesi de aslında seninle ilgili değildir.
Ancak dünyadan tamamen kopmak, insanı kendi doğrularının esiri yapabilir. Sadece kendi sesini duyan bir zihin, zamanla kendi hatalarını göremez hale gelir. Bu yüzden ne her şeye açık olmak ne de dünyaya kapıları tamamen kapatmak gerekir. Asıl çözüm, zihnini "seçici bir filtreye" dönüştürmektir.
Bu filtre sayesinde, dışarıdaki boş gürültüyü, sahte övgüleri ve sadece incitmek için yapılan saldırıları kapıda bırakırsın. Ama aynı zamanda, seni gerçekten geliştirecek, göremediğin hatalarını yüzüne vuracak yapıcı eleştirilere de kapını açık tutarsın.
Böyle bir hayat modelinde, merkezinde sapasağlam durursun. İnsanların seni şekillendirmesine izin vermezsin ama dünyadan beslenmeyi de sürdürürsün. Övüldüğünde gururlanıp havaya girmez, yerildiğinde de çökmezsin. Sonuçta dışarısı sadece bir gözlem alanıdır; o gözlemlerden huzur mu yoksa kaos mu üreteceğin ise tamamen senin elindedir.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İnsan gerçekten kendi merkezinde kalabiliyor mu, emin değilim. Bana kalırsa merkez dediğimiz şey de başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler içinde şekilleniyor ve zamanla değişiyor. Yazınızın en güçlü yanı, dış dünyanın etkisini tamamen reddetmeden bir denge araması. Çünkü ne sürekli onay peşinde yaşamak ne de herkese kulağını kapatmak insanı geliştiriyor. Bence olgunluk, hangi sesin içeri gireceğine karar verebilme becerisidir. Keyifle okudum, teşekkür ederim.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.