YazYorum
Eleştiri18 Nis 2026

Sanatsal Bir Eleştiri

Sanat ve edebiyat dünyasının mensuplarına ufak bir eleştiri getirirken, insanlığın geldiği noktayı çeşitli yönleriyle ele alır.

Sefer Eroğlu|18 Nisan 2026|4 dk okuma
119 görüntülenme|15 beğeni|0 yorum
Yerküresinde adımlar atıp toprakları üzerinde hayatlarımızı devam ettirdiğimiz bu gezegende her anlamda dönüm noktası olarak kabul edebileceğimiz bir tarih varsa o tarih bana göre 2019 yılı olmalıdır. Çünkü 2019 yılı öncesi ve sonrasıyla tamamen birbirinden farklı iki ayrı dönemi birbirinden ayıran çok önemli bir ayrım noktası gibi yerini korumaktadır. Bunu örneklendirmem gerekirse durum tam olarak şöyledir bana göre; 2019 yılından evvelki hayatlarımızda bu yeryüzünde hayatlarını devam ettirmekte olan hiç kimse gelecek kaygısı taşımıyorken ( istisnaları bir kenarda bırakarak ) 2019 yılından şu ana kadar gözlerimizin önünde yaşanan ve yaşanmakta olan her şey bu hayatları yaşamakta olan biz insanlardan hiç birinde gelecekle ilgili özgüvenli düşüncelerin var olmasına izin vermedi ve vermiyor. 2019 yılına kadar hemen herkes 1000 yıllarca yıl daha bu küre üzerinde insan hayatlarının alışılmış usuller doğrultusunda değişilmeksizin devam edeceğini düşünürken, 2019 yılı ve sonrasında ise böyle bir düşünce hiç bir insan evladında kalmadı desem abartı olmaz sanırım; Covid19 nedeniyle yaşanılan pandemi süreci, Ukrayna savaşı, Gazze olayları ve tüm dünya insanlarının gözleri önünde yaşanılan büyük bir soykırım. Son olarak da 2026 yılının ilk ayları içinde başlayan İran savaşı... Tüm bunlar yaşanırken biz insanlarda hemen her şey değişirken değişmeyen tek şey hissediyor ve görüyorum: Sanatı sanat için yapan insanların değişmez tutum ve tavırları. Hani bazı zamanlar karşılıklı mütalaası yapılır ya bu durumların; Sanat toplum için mi yapılır, Sanat sanat için mi yapılır ve Sanat Allah için mi yapılır diye. Çoğu sanatçı, şair ya da yazar sanatın sanat için yapılması gerektiğini savunur ve eserlerini o kabulleniş doğrultusunda topluma sunarken, bazı camia mensupları da sanatın toplum için yapılması gerektiğini kabul edip o şekilde ürünler üretmeye meyilli olarak icraatlarına yönelirler. Sanat ve edebiyat dünyasında Sanatın Allah için yapılması gerektiğini savunan kesim ise oldukça az sayıda bulunurlarken bu görüşleri doğrultusunda oluşturmaya çalışmakta oldukları eserlerini konjonktür gereği yeteri kadar gün yüzüne çıkartamamak gibi önemli sorunlarla boğuşmaktalar. Benim bu noktada ilk eleştirim Megaloman şiir kitabımı Kocaeli'nde butik bir yayınevinde çıkarttıktan sonra o yayınevi sahibinin yerel bir televizyon kanalında yayınlamış olduğu programa katıldığımda yapmış olduğum konuşma içeriklerinde oldu. Sağ olsun kendi yayınevinden kitap bastırtan yazar ve şairler başta olmak üzere beni de o programa çağırdığında ben amatör bir şair olarak, şairlerin ve edebi eserler çıkartan yazarların kaleme almış oldukları eserlerinde sürekli kafalarında kurgulamış oldukları bitmek bilmeyen cennet tasvirlerini topluma sunduklarını ancak toplum bireylerinin yerel ve küresel anlamlarda yaşamış oldukları sorun, sıkıntı, acı ve göz yaşlarını hiç kaale almadıklarını ve kendi çapında edebiyat alanında soluk almaya çalışan amatör bir şair olarak bu durumu uzun bir süredir gözlemleyip, söz konusu durumdan dolayı üzüntü duyduğumu anlatmaya çalışmıştım. Yerel bir televizyon olduğu için o programı kaç kişi izledi, kaç kişi beni dinleyebildi bilmiyorum ama Covid19 nedeniyle yaşamış olduğumuz pandemi zamanlarına ya da hemen öncesine denk gelen o gözlemlerimde halen daha değişim gösteren en ufak bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışıyorum burada. Beş yıl öncesinin Türkiye'sinde Kocaeli şehrinin adı sanı bilinmeyen kendi halinde yaşayan zararsız bir amatör şairi olarak bulunmuş olduğum saha içerisinde o zamanlarda tanışmış olduğum şair ve yazar insanlarının yanında, yerel çapta, ülke çapında ve küresel çapta eser sunan hiç bir eser sahibinden bahsettiğim yönde bir fiiliyat göremeyince bu gözlemlerimi dile getirmek istemiştim ve dile getirdim de. Bugünün dünyasında da yapmış olduğum gözlemlerin şekil, şemal, nitelik ve nicelik alanlarında en ufak bir değişikliğin bulunmadığını gözlemleyerek yine bu durumu üzülerek dile getirmek istiyorum burada. Megaloman şiir kitabımda yer alan şiirlerimin bazılarında eleştirisini yaptığım durumların zıt yönlerinde şiirlere imza atarak o alanda tek olmadığımı bilsem bile benim gibi olan başka hiç kimseyi tanımadığım ve görüp, işitmediğim için kendimi yapayalnız hissediyor olmak zor tabi ki ama ben hem yazmış olduğum şiirlerimin çoğunun içeriklerinde olsun hem de kaleme almış olduğum ve alacağım romanlarımın neredeyse tamamına yakın kısımlarında aynı düsturu göstermeye çalışarak sahte cennetlerin hükümranlıklarına hapsolmuş olan kocaman bir kesimi farkına varmadan düşmüş oldukları toz pembe rüyalarından uyandırmaya çalışıyorum. Covid19 gelip kapıyı çalıyor, sayısız insanlar ölüp sevdiklerinden ayrılıyorlar ve insanlar iki yıl boyunca evlerine kapanıp sokağa çıkamadıkları için kendilerini açık hava hapishanelerinde tutuluyormuş gibi hissediyorlar ama biz şairler, yazarlar ve sanatçılar aşk, meşk, hülyalar, rüyalar anlatıp duruyoruz. Ukrayna savaşı oluyor, Gazze olayları patlak verip üç yıldır inanılmaz soykırımlarla bir millet neredeyse tarih sahnesinden siliniyor biz yine aynı kafalardayız. İran savaşı patlak verdi ve durdurulamayan İsrail sebebiyle neredeyse üçüncü dünya savaşı tam anlamıyla vuku bulacak, biz toz pembe rüyalarımızdan bir türlü uyanamıyoruz... Bizler bu toplumların içerisinde yaşamıyor muyuz? Her akşam televizyonlarda soykırıma uğrayan insanları görüp de ağlayamıyor muyuz? Gazze de yüzbinlerce insan öldürülürken Trabzon'un bilmem hangi yaylasında bilmem ne etkinliği altında horon tepmek nedir Allah aşkına? Bunun gibi sayısız örnek... Benim rahmetli dedem radyodan dinlemiş olduğu haberlerde Türkiye'de ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan depremler nedeniyle hayatını kaybeden insanların olduğunu işittiği için kıldığı namazların rüku ve secdelerinde yüksek seslerle ağlayıp, göz yaşlarına boğulurdu dakikalarca... Geçtim sanatın sanat için mi, toplum için mi ya da Allah için mi olduğu kısmını, biz yerküreyi dolduran kalabalıklar olarak insanlığımızı kaybettik, ona üzülüyorum. Ama ne olursa olsun düzeleceğimize inanıyorum. Şeytanlar kazanamayacak, biz kazanacağız, biz!

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Eleştiri11 May 2026

Çocuklar İçin Bayram Geçti, Sorumluluk ?

Bu yazı, çocukların dünyada korunması ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çocukların temel ihtiyaçlara erişiminin bir lüks değil, zorunluluk olduğu; eğitim, güvenlik ve psikolojik destek gibi alanlarda ihmal edilmemeleri gerektiği anlatılıyor. Bizde anlarız umarım .

Aylin Turan·1 dk·3·0·97