Sevgili Ernest,
Sana bu satırları kelimelerin sessizleştiği, gürültünün ise arttığı bir zamandan yazıyorum. Artık yazmak içten gelen bir ihtiyaçtan ziyade, Soyu tükenmek üzere olan, canlılardan biri haline dönüştü.
Okuma da aynı kaderi paylaşıyor. Bir zamanlar insanın ruhuna ağır ağır çöken o cümleler, şimdi ekranlarda hızlıca kaydırılıp geçiliyor. Kelimeler her yerde ama ağırlıkları yok. Senin dünyanda kelime, yaşanmış bir gerçeğin iziydi; bizde ise yaşanmadan tüketilen birer görüntüden ibaret.
Şimdilerde kimse senin Henry’nin yaptığı gibi silahlara veda edip aşka ve huzura kaçamıyor. Çünkü artık savaşlar sadece cephede değil, zihinlerimizde ve o bitmek bilmeyen dijital gürültüde yaşanıyor. Kelimelerin içini boşalttık; artık "vatan", "şeref" ya da "sevgi" dediğimizde, o kelimeler Henry’nin Caporetto’dan kaçarken hissettiği o ağır ve yakıcı anlamı taşımıyor.
İnsanlar artık Çanların kimin için çaldığını da sormuyorlar Ernest. Herkes kendi adasında, kendi küçük ekranının başında yalnızlaşmış durumda. Oysa sen bize "hiç kimsenin bir ada olmadığını" ve çanların aslında hepimiz için çaldığını söylemiştin. Bugün o çanlar, derinliğini kaybeden insanlık ve hızla tükenen edebiyat için çalıyor; ama biz bu gürültüde o ağır metali duyamayacak kadar sağırlaştık.
Eğer yazı hâlâ insanı kurtarabilecek bir güçse, onun yavaşlamaya, dürüstlüğe ve senin o kısa, keskin cümlelerinin sadeliğine ihtiyacı var. Çünkü dünya artık uzunluğu değil, o yaralı ama vakur derinliği özlüyor.
Kelimelerin hâlâ bir ağırlığı hak ettiğine inanan bir okurun.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yüreğinize sağlık 👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Sevgi Hanım Teşekkür ederim.