Zaman, bir saat kulesinin yelkovanı değil, sadece bir toz bulutu. Pencerenin pervazında kurumuş Lonicera periclymenum dalları, artık ne kokusunu taşıyor ne de ait olduğu bahçeyi hatırlıyor. Sen, o bahçenin kapısında duran silüet, varlığınla yokluğun arasındaki ince çizgide bir boşluğu büyütüyorsun. Anlatacaklarım, duvarda asılı duran ama hiçbir vakti göstermeyen eski saatin tik-taklarından ibaret.
Kelime dizileri, aslında birbirini yok etmek için yaratıldı. İlk cümlede kurulan görkemli bina, son cümlede yerle bir oluyor. Bir anlam arıyorsan, yerinde yeller esen bir kütüphanenin küllerini karıştırıyorsun demektir. Halbuki susmak, en büyük kültür abidesidir. Sen, bu satırlardaki "anlamsızlığı" seçen tek kişi, aslında kendi yansımanı arıyorsun. Bulamaman, ne benim hatam ne de bu çağın körlüğü. Sadece öyle olması gerekiyordu.
Yarım kalmış bir öykünün son harfi gibi havada asılı duruyorum. Ne bir başım var, ne de sonum. İhtiyacın olan tek şey, hiçbir yere varmayan bu cümlenin manasızlığı. Geriye dönüp baktığında, gördüğün tek şey kendi ayak izlerin olacak. Ama unutma, izler de çoktan silindi. Şimdi, meşhur belirsizliğin tadını çıkar; zira "olmak" ile "olmamak" arasındaki farkı ancak hiçbir şey anlatmadığımda anlayabileceksin. Mesaj yerini buldu, gerisi sadece toz.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.