Sür be Suat dayı
Bir zamanlar Akçay Otogarı’nın arkası, kapalı pazar yerinin bulunduğu yerde bol mandalina ağaçları, zeytin ağaçları ve ceviz ağacı vardı. İçinden küçük bir dere akardı; tabii cami yapılırken o dere de yok oldu. Bu hikâye de tam orada geçmektedir. İlkokula daha yeni başlamıştım. Hep sütçü Hakkı Dede’nin at arabasına binmek isterdim, nasip olmadı. Dedem de bu isteğimi bilirdi. Bir gün hurdacı Suat dayı karpuz satarken iki üç tane karpuz kalmış, bize gelmişti. Hurdacı dediysem de mesleği oydu; on numara delikanlı, adam gibi adamdır.
Dedem nasıl ikna ettiyse, Suat dayı “Atla, kız, arabaya; madem çok istiyorsun, gezdireyim seni” dedi. Sevinçten havalara uçan ben, Osman abimin desteğiyle atladım tabii. Rüzgâr hafif hafif eserken Akçay sokaklarında turladık. Bir hatır kıymetli idi o zamanlar. At arabasını mandalina ağaçları arasında bıraktı. Yenge sofra kurmuştu ekmek, peynir ve karpuz… El birliğiyle kurulan sofrada kahkahalar havada uçuşuyordu. Hani şöyle bir zaman, bir anlığına geriye aksa… “Sür be Suat dayı” desem, o eski gül kokulu, akasya kokulu Akçay sokaklarında gezsek… Şimdi daha iyi anlıyorum ki kıymet, vefa, dostluk her zaman karşına çıkmıyor.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.