Yazma Sanatında İlk Adım
Yazmak, sadece kelimeleri arka arkaya dizerek cümleler kurma eylemi değildir. Bilinen dünyanın sınırlarından çıkıp insanın kendi içindeki derin, bazen tekinsiz ve keşfedilmemiş dehlizlere doğru yola çıkması demektir. Gerçek bir metin çoğu zaman, yazarın masa başında kendi sessizliğiyle baş başa kaldığı, zihnindeki kalabalıkları tek bir kağıda döktüğü kırılma anında doğar.
Pek çok yazar adayı, yazma yolculuğunun başında büyük ve kusursuz cümleler kurma yanılgısına düşer. Halbuki edebiyat, kusursuz olanın değil; çelişkilerin, kırgınlıkların ve insani zayıflıkların alanıdır.
Yazma yolculuğunuzun ilk durağında, masanın başına oturduğunuzda metninizi dönüştürecek üç temel taşı buraya bırakmak istiyorum:
1. Mekanın Ruhu: Atmosfer Yaratmak
Bir hikayenin geçtiği yer, sadece olayların yaşandığı sıradan bir dekor değildir. Mekan, anlatının görünmez kahramanıdır. Okur, karakterle birlikte odanın loşluğunu hissetmeli, koridorda asılı kalan eski kokuyu içine çekebilmeli. Beş duyuya dokunan detaylar, okuru kelimelerin arasından çekip doğrudan o anın içine hapseder. Mekanlara ruh üflemek, hikayeyi gerçek kılmanın ilk kuralıdır.
2. Satır Aralarının Gücü: Diyalog Kurgusu
Gerçek hayatta her şeyi açıkça söylemeyiz; susarız, imalarda bulunuruz ya da kelimeleri kendimize bir kalkan yaparız. Yazarken karakterlerinizi de bu insani gerçeklikle konuşturmalısınız. İyi bir diyalog, karakterlerin söylediklerinden çok söyleyemedikleri de, satır aralarına gizledikleri sessizlikte saklıdır. Okura her şeyi altın tepside sunmayın; bırakın gizemi ve boşlukları onlar tamamlasın.
3. Göstermenin Büyüsü
"Kadın çok yalnız ve mutsuzdu," demek bir bilgi aktarmaktır, edebiyat değil. Okura karakterin mutsuz olduğunu söylemeyin, bunu ona gösterin. Pencere kenarında biriken tozları izleyen bir çift göz, masada soğumuş bir fincan kahve veya bir veda anında masanın altından sıkılan eller, mutsuzluğu doğrudan hissettirir. Kelimelerle resim yapmak, iyi bir metnin en güçlü anahtarıdır.
Yazmak, uzun ve incelikli bir yoldur. Kendi sesini bulmak, o sesin peşinden korkusuzca gidebilmek sabır ve disiplin gerektirir.
Önümüzdeki dönemde başlayacağımız atölyelerde, bu tekniklerin çok daha ötesine geçerek kelimelerin dünyasında derin bir keşfe çıkacağız.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Edebiyatın ve sinematik anlatımın en büyük sırrı tam olarak burada gizli: Söylemek değil, hissettirmek. Mekana ruh üfleyen, satır aralarına gizem bırakan bu derin yolculuğun atölye serisini heyecanla takip edeceğim. Emeğinize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Sabırsızlıkla bekliyoruz👏👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Eskiden şiir yazardım, son altı yıldır Roman yazmaya adadım kendimi. Şiirden romana geçme hikayem de '' Az kelime '' ile etkili anlatım sanatında altı çizilen '' Az kelime '' kuralına çok da fazla riayet edememe durumum idi. Ben şiirlerde olabildiğince anlatabilmeye çalışıyordum. Bazı olumsuzluklar oldu (anlattım), o vesilelerle roman yazmaya sevk ettim kendimi. Henüz hiç bir romanımı burada paylaşmadım ama iyi de yazıyorum gibi geliyor bana. Amma velakin bahsettiğiniz bu eğitim süreci herkes gibi çok ilgimi çekiyor. Çok güzel şeyler olacağının kokusunu şimdiden alabiliyorum. İnşallah nasip olur da bu fırsatı kaçırmam. Saygılarımla
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Şiirin 'az kelime' sınırına sığamayıp romanın uçsuz bucaksız arazisinde kendinize daha geniş bir ev arama hikayeniz çok ilham verici. Ne mutlu ki bu yöneliş, içinizdeki sesi susturmak yerine daha da gürleştirmiş. İçinizdeki 'iyi yazıyorum galiba' hissi ise çok kıymetli; çünkü yazarlık, her şeyden önce insanın kendi sesine inanmasıyla başlar. Romanlarınızı okuyacağımız ve atölyelerde birlikte üreteceğimiz günleri ben de heyecanla bekliyorum. Kelimelerle kalın.