YazYorum
Deneme22 May 2026

Umudun Gölgesinde Bir Hayat

Ayse Sevinç Erginsoy Sivri|22 Mayıs 2026|2 dk okuma
215 görüntülenme|0 yorum



Gölgenin gölgelerle yarıştığı, kocaman, bir o kadar da ufacık yaşamlarımız... Biraz gülebilmek için aportta beklemek; tam da uğraştığımız bu. Konum atıyorum; çokça yeşilin içinde mavilerin karıştığını hayal ettiğim penceremden. Ulaşılacağına inanarak tüm benliğimle... Rüzgârın bir oraya bir buraya savurduğu bulutlar gibi dönüp duruyorum. Acılar, hüzünler biriktirdiğim ömrümde bekliyorum, umut ederek. Yakaladığımızı zannettiğimiz küçük sevinçleri, umut kırıntılarını toprağa saçmak isterken yok olduğunu görüyoruz. Ama var olabilmek adına devam ediyoruz. Biraz daha, biraz daha...

​Umut kırıntısının yokluğuna inanırsam eğer, bu yaşamla bağımın kalmaması demek olur ki buna bir nevi ölüm de diyebiliriz. Ölüm; nefes alamamak, hiçbir şey için çaba harcamamak ve her şeyden önemlisi bir daha hayal edememekse eğer, evet, buna ölüm diyebilirim. Ne için çabalar ki insan? Hayal edemediğin için buna gerek de kalmaz. Off, bunları yazıyor olmak bile çok can sıkıcıyken, düşündüğümü yazıyor olmaksa korkunç. Boşluk ve tükenmişlik hissi doluyor içime.

​Bir zaman diliminde "ciğerinden öperim" denilen ben, kurdeşenler döküyorum şimdi.

​Çok defa, bulduğumu sıkıca tutup kucaklamaya çalışıyorum. Kalabalık insan toplulukları içerisinde de keyif almanın mümkün olabileceğini hissetmeye çalışarak yaşadım bugüne kadar.

​Bu mümkün müydü peki? Yıllardır bunun mümkün olamayacağını düşünmüşümdür hep. Kalabalık, hem de çok kalabalık... Duygularım, düşüncelerim bu kalabalıklarda daha da yoğunlaşıyor ve karmaşık bir hâl alıyordu. Düşüncelerimi toparlayamıyor, hiçbir üretkenlik sağlayamadığım gibi, yaşamak denilen şey yoruyordu beni. İliklerime kadar yorgun ve bitkin; dinlenebileceğini düşünerek kendini yatak gibi kullanabileceğin herhangi bir yere atmak...

​Bu, güneşin karanlıkla savaşımı gibi bir şey.

​Çölde vaha aramak... Umut… Aristoteles’in dediği gibi “Umut, uyanık insanların rüyası”ysa eğer, bu rüyadan hiç uyanmamayı diliyorum.

​Umudun yok olmamasını dileyerek devam ederken, birdenbire yokluğuyla baş edemiyor insan. Donuklaşıyor, inciniyor, acıyor, kanıyor.

​Ve artık yavaşladım. Adım adım yavaşlayarak gördüm, bildim, duydum yaşamanın ne olduğunu, ne anlama geldiğini. Zevk almanın ne demek olduğunu yaseminin büyülü kokusunu duyumsadığımda anladım.

​Yokuşları, bacaklarımın isyan etmesine rağmen tazı gibi koşarak çıktım. Ve bir o kadar hızla indim aşağılara. İnmenin, hatta düşe kalka inmenin çıkmak kadar keyif verebileceğini işte o zaman anladım. Kanayan dizlerime, "deri kendini yeniler" diyerek baktım. İnsan ne kadar derine düşerse çıkması da bir o kadar meşakkatli ama sonsuz kere mutlulukla dolu her bir adımı.

​Gökyüzünün uçsuz bucaksız ağaçlar topluluğu olduğunu düşünerek ve yorularak, attım kendimi yaşamın koynuna.

​Oraya ait olduğumu hissediyorum…

 

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Deneme23 Haz 2026

Sahtesi çarpıyor

Bu bir eksilme değil, sadeleştirme ve kendine yakınlaşma hikâyesidir.Sahte ilişkiler ve yapaylıklar arasında kendini korumayı, gerçek bağları fark etmeyi ve içsel dengeyi bulmayı anlatıyor

Sevgi Seçen·2 dk·1·55