YazYorum
Öykü1 Haz 2026

Arif Bey’in Ayakkabısı

Yağmurlu günleri pek sevmiyordu, sevemiyordu. Sevmeyi çok önceden ısrarla denedi ama su alan ayakkabıları buna pek izin vermiyordu. Hem köşe başındaki fırından aldığı simitler de ıslanabilirdi ve çay ocağı biraz da uzaktı.

YUSUF KARA|1 Haziran 2026|3 dk okuma
147 görüntülenme|0 yorum

Arif Bey’in Ayakkabısı

            Yağmurlu günleri pek sevmiyordu, sevemiyordu. Sevmeyi çok önceden ısrarla denedi ama su alan ayakkabıları buna pek izin vermiyordu. Hem köşe başındaki fırından aldığı simitler de ıslanabilirdi ve çay ocağı biraz da uzaktı. Sanki başka bir yol varmış, başka bir çaresi de varmış gibi gülümseyip yola çıktı. Biliyordu, mecburiyet teslimiyetten gelmezdi ama çaresizlik teslim olmaktı. Simitleri alıp uzunca yürüdü çay ocağına doğru. Sobanın arkasındaki masa ve kırık sandalyenin dolu olmadığını düşünerek mırıldanarak devam etti. Sobanın arkasında çay içip simidini yerken camdan dışarıyı izleyip hayal kurmayı seviyordu. İnsanların ve Tanrı’nın cömert olamadığı bir dünyada cömert kalabilen tek seçkin his hayallerdi ve buna sarılıyordu hep. Mizahı sever, kendisiyle alay etmeyi de zekice bulurdu.

Garsona dönerek,

"Bakma sen çayımın, simidimin fukaralığına; hayallerimi göremiyorsun, bilmiyorsun," dedi ve hayaline daldı…

 

            Sabah erken saatlerde denize giderek kayalıklardan aşağı doğru oltasını atıp sandalyesine oturdu ve sigarasını yaktı. Yanında getirdiği küçük termosta acı kahvesi vardı, acı kahve içmeden kendine gelemiyordu. Kendine gelemediği zamanlarda sağlıksız ve verimsiz bir gün geçirebileceğini düşünerek endişeleniyordu çünkü. Kahvesini alıp sigarasını yaktı. Bir saat sonra kovası yarıya kadar dolmuş halde balık avlayıp gururlu ve mutlu bir şekilde evine doğru hareket etti. Evinde eşi ve çocukları onu bekliyordu, kahvaltı hazırdı ve akşam yemeği için onlara sürpriz yapıp çokça balık tutmuştu. Mutlulukla evine girdi, mutfağa yöneldi. Kahvaltı masasını görüp keyiflendi ve aynı keyfi eşinin de yaşaması için tuttuğu balıkları ona gösterdi. Birlikte kahvaltıya oturdular. Çocukları da geldi masaya; ilkokula giden kızı ve lisede olan oğlu vardı. İki umut ışığı, iki hayat amacı gibiydi çocukları onun için. Kahvaltıdan sonra eşi çocukları okula götürmek için arabasına binip şehre gitti. Ailesi, şehre uzak sayılacak bir tatil köyünde, sahil kasabasında yaşıyordu. Kendisi de bilgisayar karşısında günlük haber ve piyasaları takip etmek için masasına kuruldu. Kira gelirleri ve ticari yatırımları ile ailesini yüksek standartlarda yaşatmaya çalışıyordu. Akşam yemeğinde yakaladığı balıkların pişeceğini hatırlayıp gururla oturdu koltuğuna. Şöyle arkasına yaslanıp ajandasını açıp günlük hesaplamalar yaptı, kazancı gayet iyiydi. Penceresinden bahçeye baktı, yağmur başlamış çiçekleri güzelce ıslatıyordu ve bahçedeki havuz, yağmur suyu damlaları ile dans edercesine ritim kazanmıştı. Çıkıp bir hava almak istedi. Ayakkabısını giyip sırtına ceket alıp çıktığında yağmur hızlanmıştı ve hava esiyordu da. Derin bir nefes alıp göğsünü yağmur havası ile doldurduğu sırada ayaklarının ıslandığını fark edip eğildi, ayakkabısı su alıyordu kenarlarından.

İrkildi, titreyerek. Tam o anda garson,

"Bir çay daha vereyim mi abi?" dedi.

Hayal bitti, gülümsedi ve çay istedi tekrar.

"Ulan," dedi kendi kendine söylenerek, "hayalimde bile su alan ayakkabıdan kurtulamıyorum. Nasıl bir kader bu, nasıl bir acizliktir?" deyip çayını karıştırdı. Yağmur dinmişti artık, yola çıkıp yürümeliydi pazar yerine doğru. Pazar yerinde hamaldı, meyve kasalarını taşıyordu tezgâhlara. Islak ayakkabısına poşet bağlayıp işe koyuldu ve "Bugünkü hayalim de çok güzeldi," deyip sıvadı kolları Arif Bey…

                                                                                                                            Yusuf KARA

 

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü24 Haz 2026

Artisan

Bazen insan başka bir ülkeye taşınır ama çocukluğunu yanında götürür. Bu öykü, aidiyet, sınıf, emek ve kendini yeniden kurma mücadelesinin izini sürüyor.

Emine Demir·7 dk·3·46
Öykü22 Haz 2026

Fırtınadaki Tüy

Taşranın sert, baskıcı ve şiddete meyilli hiyerarşisinde büyüyen küçük bir çocuk haksızlıklara tanık olur. Kalabalığın içindeki yalnızlığını anlatıyor.

Yuzika·4 dk·6·587
Öykü22 Haz 2026

Şener Bey'in Vefası

Pandemi günlerinde Sevda’nın ailesiyle yaşadığı zorlu süreçte, komşuları Şener Bey ve Nergis Hanım’ın maddi ve manevi destekleriyle hayatın nasıl değiştiğini anlatan dokunaklı bir hikâye. Çanakkale’den Edremit’e uzanan umut yolculuğu.

Sevgi Seçen·2 dk·3·173