Allahu Teala:
Yeni bir halife yaratacağım, demişti Meleklerine.
O meleklerden biri ya da bir kaçı:
Yeryüzünde kan döküp, kargaşa çıkartacak yeni birini mi yaratacaksın Rabbim? Diye karşılık vermişlerdi işittikleri sözün Sahibine.
Yaratmış olduğu Meleklerin bir kısmından almış olduğu karşılığa şöyle yanıt veriyordu yerlerin ve göklerin Sahibi:
Siz bilmezsiniz, ben bilirim!
Kendilerini Yaratan'dan almış oldukları karşılık karşısında gönül süruru ile sorumlusu oldukları vazifelerinin başına dönen Melekler, hem yeni halifeyi merak ediyorlar hem de kendi aralarında ve kendi ruhsal dünyalarında meçhul kişinin merakla gelmesini bekliyorlardı.
Allahu Teala, Adem babamızı yarattı ve ona bütün bilgileri bildirdi. Adem babamız, Rabbi tarafından kendisine verilen ilimle her şeyi eksiksizce biliyordu.
Ve artık sınama anı gelmişti.
Meleklere:
İddianızda tutarlı iseniz şu şeylerin isimlerini söyleyin, dedi Rabbimiz.
Melekler, masa üzerine sıralanmış alet edavatları her yönden incelediler ama gördükleri ekipmanların isimlerine dönük olarak hiç bir şey söyleyemediler. Ve incelemelerinin sonrasında şöyle söylediler Rablerine:
Bize bildirdiklerinin dışında biz hiç bir şey bilemeyiz Rabbim.
Allahu Teala, Adem babamıza seslendi:
Hadi sen söyle isimlerini!
Adem babamız, kürsüde bulunan tüm şeylerin isimlerini teker teker sayıp gösterdi ve bunun üzerine Meleklere dönük olarak;
Ben bilirim, siz bilemezsiniz dememiş miydim size, sözünü söyledi yarattıklarına yüce Allah.
Böylelikle Melekler, içlerinde en ufak bir şüphe artıkları vardı ise bile artık tüm o artık duygulardan ebediyyen kurtulmuşlardı mükemmel bir gösterim ve sunumla.
Tüm bu yaşanılanlara Meleklerle birlikte şahit olan Azazil isimli Meleklerin hocası vardı ortamlarda ve o da olup bitenleri pür dikkat seyrediyordu tüm seyredenlerle birlikte.
Emir kulları olan Meleklerin hepsi istisnasız olarak Rableri tarafından kendilerine bildirilen her şeyi özümseyip hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar ve sorumluluklarının başına içlerinde en ufak bir soru işareti olmadan geçiyorlardı ama yeni durumları, yaşanacak olanları henüz daha tam olarak hazmedememiş bir kişi vardı ortamda:
Azazil!
Kendi sohbetlerini dinlemeye gelen meleklere ders anlatımlarında en ufak bir aksamaya sebebiyet vermiyor, kendi üzerine düşen sorumlulukların yerine getirilmesinde de herhangi bir kusur sergilemiyor ama hiç bir şekilde dışarıya renk vermese de iç huzurunu eskiden olduğu gibi muhafaza edemiyordu artık.
Hiç kimsenin olamayacağı kör noktalarda gizli göz yaşları döküyor, yeryüzüne adımını attığı son zamanlarda küreden helallik ister gibi acıklı konuşmalar yapıyor ve bazen gözleri yol çeken yaratılmışlar gibi ufkun belirsiz noktalarına gözlerini dikip kendinden geçmiş gibi uzun uzun bakıyordu.
Her şeyin en iyisini yapan ben değil miyim?
Şu topraklarda secdeye kapanıp alnımı sürmediğim tek bir nokta var mı?
Kulluğumda, ibadetlerimde en ufak bir kusur mu var?
Neden Allah'ım, neden, neden, neden?
Sonu gelmeyen bu iç mütalaalarından sonra kendi içinde önemli bir karar almıştı Azazil.
Sahip olduklarından, konumundan, makamından ve üstünlüğünden vazgeçmeyecekti.
Tırnaklarıyla kazıyarak kazanmıştı her şeyi ve kazandığı hiç bir şeyi kaybetmek gibi bir niyeti kesinlikle yoktu.
Evet, böyle yapacaktı ama tavrını ne zaman ve nasıl ortaya koyacaktı.
En uygun an ne zaman olmalıydı?
Pabucunu hiç kimseye kaptırmaya hiç ama hiç niyeti yoktu...





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Azazil'i çoğu kişi bilme hocam. kaleminize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim üstadım. Ben de ucundan başından biliyorum. İlmin sahipleri yazsa mükemmel yazarlardı ama ben de elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. Oluyor mu bilmem