“Hemen karar vermek.”
Bu cümle bana her zaman aceleci gelmiştir. Hayatı hızlandırmak isteyenlerin, belirsizliğe tahammülü olmayanların kurduğu bir dil bu: “Karar ver!” Sanki insanın iç dünyası, bir düğmeye basınca netleşebilecek bir mekanizmaymış gibi… Oysa insan ruhu bu kadar düzenli çalışmaz. Kalp mantıkla ilerlemez, sezgi takvim tutmaz; ruh ise kesinlikten çok beklemeyi bilir.
Bazı şeyler net olmadığı için değil, henüz olgunlaşmadığı için suskundur. Bazı “evet”ler acele edildiğinde yalan olur; bazı “hayır”lar ise erken söylendiğinde güzel bir ihtimali öldürür. Arada kalmak her zaman bir zayıflık değildir; kimi zaman insanın kendine karşı dürüst kalabilmesinin tek yoludur.
Günümüz dünyası ise beklemeyi değil, karar vermeyi övüyor. “Hızlı seç, hızlı vazgeç, yoluna bak.” Belirsizlik neredeyse bir kusur gibi görülüyor. İnsanlardan sürekli net olmaları, duygularını sınıflandırmaları, hayatlarını başlıklar hâline getirmeleri bekleniyor. Oysa insanın en sahici yüzleşmeleri böyle olmaz; çoğu zaman kimsenin görmediği, alkışlamadığı anlarda, sessizce gerçekleşir.
Netlikten önce bulanıklık, anlamdan önce dağınıklık, cevaplardan önce uzun bir iç sessizlik vardır. İnsan, en gerçek yüzleşmelerini çoğu zaman olduğu yerde sayarken yaşar.
Sonra mı?
Karar vereceğimiz o gün çoğu zaman kendiliğinden gelir. Çünkü bazı kararlar verilmez; insanın içinde yavaş yavaş oluşur. Günlerce taşınan bir düşünce, defalarca geri dönülen bir soru, içimizde sessizce yer değiştirir. Bir sabah uyanırsın ve o eski tereddüdün ağırlığını artık hissetmezsin. Ne olduğunu tam açıklayamazsın belki ama bir şeyler yerini bulmuştur.
İnsan karar anını çoğu zaman büyük, gürültülü ve dramatik bir dönemeç sanır. Oysa kararlar sessizce gelir; uzun iç konuşmaların, fark edilmeyen küçük yüzleşmelerin ve kendine karşı yapılan dürüst itirafların ardından.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Çok doğru kesinlikle katılıyorum 👏👏👏 yüreğinize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.