Bir yere ait hissetmemenin ilk zehirli tohumları, daha çocukken kendi evime ait olmadığımı hissetmemle atıldı.
Bu köksüzlüğün tarifi mümkün değildi. Ama çözümü belliydi; sokaklar.
Sokaklar yargılamazdı, duvarları konuşmaz, gözleri hesap sormazdı.
Gökyüzü herkese eşitti; kim olduğumu umursamazdı.
Böylece sokaklar evim oldu. Gökyüzü gözlerim, denizler ise içimde kopan sessiz çığlıklarım.
Pencerem hep griydi, ne tam aydınlıktı ne de tam karanlık. Ne akşamdı ne de sabah. Hep arada, hep belirsiz, hep benim gibi..
Sustum, izledim, anladım. İnsanları, yaralarını ve acılarını.
Bazı insanlar konuşur, bazıları bağırır. Ama asıl gerçek gözler de saklanır. Ben onları da çok erken yaşta okumayı öğrendim.
Bebeklerimle evcilik oynamam gereken yaşlarda, insanların hayatlarla nasıl oynadıklarına tanıklık ettim.
Sessiz sedasız büyümek isterken, gürültülü büyüyenlerdendim.
Ben hâla çocukluğumun çalındığı o ara haldeyim.
Yıllar geçti ama unutamadım o karanlık gölgeleri.
Ve üzerime çöken derin kederi.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Ah be ... Mısralarınız sinemi deldi. Yüreğinize sağlık 👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Beğenmenize çok sevindim ❤️