İnsan bazen en çok kendinden uzaklaşır. Kalabalıkların içinde, konuşmaların arasında, yetişmesi gereken işlerin ve tutulması gereken sözlerin arasında bir yerde kendi sesini kaybeder. Oysa insanın bütün arayışı, çoğu zaman farkında olmadan yine kendinedir. Kaybolmak dediğimiz şey belki de gerçekten yok olmak değil; yalnızca gecikmiş bir dönüşten ibarettir.
Bazı geceler vardır; insanı kimse çağırmaz ama gece çağırır. Sessizlik, bir dost gibi yanına oturur. Gözlerini karanlığa çevirdiğinde aslında dışarıyı değil, içini görmeye başlarsın. Çünkü hakikat, en çok sustuğumuz yerde büyür. Herkes konuşurken insan başkalarını duyar; ama sustuğunda kendini işitir ve bazen en derin cevaplar, cümlelerde değil, suskunlukta saklıdır.
Yorulduğumuzda hep uzağa gitmek isteriz. Başka şehirlere, başka insanlara, başka hayatlara... Sanki bulunduğumuz yer değil de kendimiz ağır geliyormuş gibi. Oysa insan nereye giderse gitsin, ayak izlerinin içinde hep aynı kalp taşınır. Dünya bizden uzaklaşıyor sanırız; meğer bütün yollar, ağır ağır yine içimize çıkıyormuş.
Karanlık çoğu insan için korkulacak bir şeydir. Oysa insan biraz da karanlığını tanıyarak büyür. Baykuşun geceyi bilmesi gibi, insan da kendi gölgelerini tanımayı öğrenmelidir. Çünkü kaçtığımız her yanımız, bir gün başka bir surette karşımıza çıkar. Kendine yabancı kalan insan, hiçbir yere gerçekten varamaz.
Belki de bütün mesele şudur: İnsan, ait olduğu dala yeniden konabilmeli. Kırılmışsa da savrulmuşsa da geç kalmışsa da. Çünkü en doğru yer bazen dünyanın en uzak noktası değil; insanın kendine vardığı yerdir.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Çok güzel yazmışsınız kaleminize yüreğinize sağlık saygılarımla Çünkü hakikat, en çok sustuğumuz yerde büyür çok doğru
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.