Son yılların en başarılı pazarlama kampanyasının hangisi olduğu sorulsa, sanırım cevabım çok net olurdu: “kendini sev” sloganı. Gerçekten dahiyane bir fikir. İnsanlığa aynı anda hem terapi hissi verip hem de onu kendi etrafında dönen küçük bir gezegene çevirmeyi başardı.
Üstelik kulağa ne kadar masum geliyor.
“Kendini seç.”
“Kendini olduğun gibi kabul et.”
“Sana iyi gelmeyen insanları çıkar hayatından.”
Bir noktadan sonra insan merak ediyor: Herkes birbirini hayatından çıkarırsa geriye kim kalacak?
insanlar artık ilişki yaşamıyor; adeta kişisel alan yönetiyor. İnsanlar birbirine eskiden olduğu gibi “seni seviyorum” demiyor mesela. Daha profesyonel cümleler var artık:
“Enerjimizi koruyalım.”
“Birbirimizin alanına saygı duyalım.”
“Bu ilişki bana iyi gelmedi.”
Yakında duygusal yakınlaşmalar için kullanım sözleşmesi çıkarsa hiç şaşırmam.
İşin ilginç tarafı, bütün bu çağrıların başlangıçta gerçekten iyi niyetli olmasıydı. İnsanlara kendilerini ezdirmemeyi, sınır çizmeyi, kendi değerini bilmeyi öğütlüyordu. Sonra mesele bir anda kontrolden çıktı. İnsanlık topluca kendi egosunun halkla ilişkiler departmanına dönüştü.
Şimdi herkes kendine hayran ama kimse kendisiyle gerçekten yüzleşmiyor.
Eskiden insan kusurlarını törpülemeye çalışırdı. Şimdi onları “özgünlük” etiketiyle sergiliyor. Kibir “yüksek özsaygı”, tahammülsüzlük “net sınırlar”, bencillik ise “kendini korumak” olarak yeniden markalandı. Dil değişince karakterin de değiştiğini sanıyoruz. Halbuki yalnızca ambalaj yenileniyor.
Bir de sürekli “kendin ol” öğüdü var. Çağımızın en tuhaf cümlelerinden biri olabilir bu. Çünkü insan zaten çoğu felaketi tam olarak “kendisi olarak” yapıyor. Belki de bazı insanların biraz daha az kendisi olması gerekiyordur, bunu neden hiç konuşmuyoruz bilmiyorum.
Sosyal medya ise bu çağın dev aynası gibi çalışıyor. Herkes kendi acısını sergiliyor ama kimse başkasının acısına uzun süre bakamıyor. Çünkü herkes aynı anda hem kurban, hem filozof, hem kişisel gelişim uzmanı, hem de kendi hayatının ana karakteri olmakla meşgul.
Narkissos bugün yaşasaydı büyük ihtimalle göle kapanıp ölmezdi. Günde sekiz selfie, üç reels ve iki “kendinizi sevin arkadaşlar” paylaşımıyla oldukça başarılı bir yaşam sürerdi.
Bu çağın asıl trajedisi burada başlıyor. İnsanlar artık birbirine yaklaşmıyor; birbirlerinin psikolojik sınırlarına çarparak geri sekiyor. Herkes kendini korumaya çalışırken kimse gerçekten bağ kuramıyor. Çünkü bağ kurmak biraz rahatsız olmak demektir. Bir başkası için eğilip bükülmeyi, bazen geri çekilmeyi, bazen de kendi merkezinden çıkmayı gerektirir.
Ama çağımız insanı sürekli genişlemeye çalışıyor. Daha fazla “ben”, daha fazla görünürlük... Ve garip biçimde bütün bu büyümenin sonunda ortaya çıkan şey çoğu zaman yalnızlık oluyor.
Ama yine de siz en iyisi bu yazıyı okuduktan sonra kendinize sıkı bir sarılın. ÇÜNKÜ çağımız bunu tavsiye ediyor.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Sosyal medya da herkesin görmesini isteyeceğim türden yazı kesinlikle katılıyorum 👏 . Evet kendimizi sevmek çok önemli ve sınırlar da sağlıklı ilişkiler için ideal lakin çok güzel noktaya değinmişsiniz ki bayıldım Herkes birbirini hayatından çıkarırsa geriye kim kalacak? Burada sormak gerekir ki hangimiz mukemmeliz sorun mükemmel insanlarla olmak mı yoksa lotus çiçeği gibi ortam ne olursa olsun kendin kalabilmek mi
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Tam da anlatmak istediğim yere dokunmuşsunuz aslında. İnsan elbette kendini sevmeli, sınır da koymalı; ama çağın bize unutturduğu şey: Kusursuz insan diye bir şey yok. Mesele sürekli “bana iyi gelen insanlar” aramak mı, yoksa bazen insan ilişkilerinin o pürüzlü tarafına rağmen bağ kurabilmeyi öğrenmek mi… Ben biraz bunu sorguluyorum. Lotus benzetmeniz de çok güzeldi ayrıca teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim aynı fikirdeyiz