YazYorum
Öykü1 Tem 2026

Yirmi Yedi; Son Emanet

Zamanın doğrusal akışını kıran, kaçınılmaz bir sonla parlak bir başlangıcın aynı barda kesiştiği, Amy Winehouse’un anısına gerçeküstü bir saygı duruşu.

Z. Güneş Ege|1 Temmuz 2026|3 dk okuma
207 görüntülenme|0 yorum

İsli dar sokaklardan geçerek geldim buraya. Kaderi trajediyle mühürlenmiş kıymetli bir sanatçının koca yürekli mirasçısını dinlemeye, belki aynı kaderi yazmaya belki de kendi sonumu bir başkasının notasında bulmaya... Bir buğulu ritme kapılır gider ruhum bu yüzden. Mor ve mavi desenli bacaklarımdan akar tüm geçmişim ve barın kapısında trajik bir masalın hem kurbanı hem katili oluveririm. Gökyüzüne yükselen o devasa saçlarımdan, gözlerime çektiğim isyankâr çizgilere kadar sahiplenirim ateşin adını.

İçerisi tütün,ter ve veda kokuyor. Kuytu köşelerde hayatımı romantize edişim, aslında içimdeki o koca boşluğu kelimelerle doldurma çabam. Senaryolar yazarım ve bana bakan bir sürü kurdu fark ederim; o an zihnimdeki aynalar kırılır, herkesi birer gölge gibi görmeye başlarım. "Herkes kendi yoluna gider!" diye bağırır haşin duvarlar. Benim yolum ise, yirmi yedinci yılımın bu sisli gecesinde gizli..

Buranın havası iyi geldi bana. Çünkü evvel zaman içinde, incecik zarafete sahip bir şair adam rengindeydim. Gül, kahve ve hardal kokuyordum, bazen de sadece keder... Adım neydi benim? Frank? B.B.? Ray?.. Belki de sadece sessizlik. Gerisini ben bile bilmedim hayatım boyunca. Kaybolmuşların ve kalp sesi kısılmışların yüzeysel eğlenceleri arasında, tüm o ucubelerin aslında zararsız olduğu bir zamanda sıkışmış ama bir o kadar da süzülüyordum umarsızca.

Aynı zamanda bir kadınım ama ne kadın... Atlarım okyanusa balıklama, bu halim köpekbalıklarını unutturur, yüzgeçleri bile yelken olur. Kapatırım gözlerimi siyah, kenarları çimenden kalkanımla ve isterim; isterim ki görmesinler ruhumu hiçbir şekilde. Sinmişim kirli beyazın dibine, en mahremimi gizler gibi ama marifetimin en güzelini gösteririm kelimelerle, şarkılarla. Zamansız bu gecede, zamansız halimle.

Derken sokağın başında onu gördüm. Gözlerinde benim artık kaybettiğim vahşi bir ışık vardı. Babasının elini tutup kayan kızlar; yıldızlar, kafası çiçekten olanlar ve sahtekâr dilenciler de geçerdi buradan ama o başkaydı. Bakıp durdum benimkilerden çok farklı olan o bembeyaz, yarasız bacaklara. Kendi hayatlarında bulamadıkları merhameti, bir sokak kedisini okşayarak arayan o yabancı ruhlar bile ona bakarken duraksadı. Masum ve henüz kirletilmemiş olana. Geçmişime…

Onun sahneye çıkması gerekiyordu. Benim sustuğum yerde onun bağırması, benim söndüğüm yerde onun parlaması... Kendi hayat hikâyemden on yıl çalıp ona hediye ettim. Onu spot ışıklarının altına, okyanusun ortasına ittiğimde o hayata merhaba derken; ben, kırılmamış masumiyetime bir veda öpücüğü veriyordum. O, alkışların arasında hayatının en büyük heyecanını yaşarken; ben, dünyadaki son iyiliğimi yapmanın verdiği o buruk tebessümü dudaklarıma yerleştirdim. Bir yıldız doğarken, başka bir yıldız sessizce kayıp gidecekti..

Dışarı çıktım. Gece soğuk, zihnimse blues çığlıklarıyla çoktan uyuşmuş. Kılık değiştirmiş kurtların arasından sıyrılıp eve yürüdüm. Artık bir hiç gibiydim. Hiçbir şeye değmeyecek gibi... İçimdeki arzular hâlâ bir şeyler fısıldasa da yirmi yedi yılın yorgunluğu daha baskındı. Son bir kadeh içmek, son kez hissetmek uğruna siyaha geri dönmüştüm. Adım neydi benim? Yine hatırlayamadım. İçtim. Kendi kusmuğumda boğulana kadar içtim. Kontrolü kaybettim. Duvarda asılı fotoğrafa baktım; tanıdık masumiyet... Gözlerim sonsuzluğa kapanırken ağzımdan çıkan söz beni kadere teslim etti:

“Benim adım Amy.”

Yirmi Yediler Kulübü'nün karanlığına gömüldüm.

Tam o anda, Londra’nın nemli ve sisli sokaklarında başka bir sahne aydınlanıyordu. Alkışlar yükseliyor, spot ışıkları henüz yarasız, bembeyaz bacakları olan genç bir kadının üzerine düşüyordu. Cebinde tütün, is ve bordo çiçeklerin kokusunu taşıyan o genç kadın, az önce isimsiz bir mezardan emanet aldığı hayatın ilk şarkısını söylemeye hazırlanıyordu. Kalbinde hiç susmayacak olan o blues ritmiyle, kendi ölümünün şerefine söyleyeceğinden habersizce...


Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü4 Tem 2026

Eşik

Bu hikaye, Çağan Irmak'ın Kabuslar Evi serisinin 3. filmi Hayal-i Cihan'dan esinlenmiştir.

Sevil Arık Tok·5 dk·1·85
Öykü2 Tem 2026

Çatlayan Benlik

En çok susturduğumuz yanımız, bir gün karşımıza yabancı biri gibi çıkar. Bu öykü, Carl Gustav Jung’un gölge arketipi ve bölünmüş benlik kavramından ilham alarak yazılmıştır.

Emine Demir·6 dk·2·340