YazYorum
Öykü1 May 2026

15. Saat

Emekçi ve yorgun ellerin, erken yaşta okul çantası çuvala dönüşen Mahir ile anlatıldığı, 1 Mayıs'ın güzelliğini vurgulayan çarpıcı bir öykü.

Kaya|1 Mayıs 2026|4 dk okuma
20 görüntülenme|7 beğeni|1 yorum

Mahir için hayat, lise ikinci sınıfın o puslu kış sabahında durmuştu. Coğrafya dersinde dünyanın katmanlarını işlerken, okul kapısında bekleyen amcasının kara haberiyle kendi dünyası yerle bir olmuştu. Babasının inşaat iskelesinden düşüşü, Mahir’in sırtındaki okul çantasını bir gecede elli kiloluk un çuvallarına, sonra da Turgut’un atölyesindeki sonsuz dokuma rulo tezgahlarına dönüştürmüştü.

O günden beri Mahir, lise iki sınıftaki o yarım kalan defterini zihninde taşır; satırlarını kumaş tozları genzini yakarken kendi kendine olağan bir hâl aldı. Hayat çocuklarının yüzünü görmeden başladığı bir sürgündü. Saat sabahın 04:30’unda, ev daha uykunun en derin kuyusundayken sessizce kalkardı. Eşi Gülten, kocasının eklemlerinden gelen o yorgun çıtırtıları duyar ama Mahir üzülmesin diye uyuyormuş gibi yapardı. Mahir, mutfakta bir bardak suyu ayakta içer, yatağında mışıl mışıl uyuyan küçük oğlu Ali’nin ve kızı Zeynep’in saçlarına dokunmadan, sadece kokularını içine çekerek kapıdan çıkardı. Onları uyandırsa, Ali "Baba bende geleceğim" diye ağlayacak; Zeynep, "Bu akşam erken gelip masal anlatacak mısın?" diye soracaktı. Mahir’in bu sorulara verecek cevabı yoktu; çünkü cevabı Turgut’un iki dudağının arasındaydı.

Akşam olup sokak lambaları yandığında, Ali kapının eşiğine oturur, anahtar sesini beklerdi. Leyla, "Babanın işi çok oğlum," derken boğazına düğümlenen o hıçkırığı yutardı. Mahir eve geldiğinde saat gece yarısını bulur, çocuklar çoktan rüyalarına dalmış olurdu. Ali’nin elinde kalan yarım kalmış bir resim, Zeynep’in "Babam okusun," diye yastığının altına bıraktığı karnesi... Mahir, çocuklarına gurbeti kendi evinin içinde yaşatıyordu.

Mahir evden çıktığında Ali ve Zeynep uykudaydı. Gece yarısı döndüğünde ise yine uykuda... Ali, babasını sadece Pazar sabahları, o da babası yorgunluktan koltukta sızıp kalmamışsa görebiliyordu. Zeynep ise babasının sesini unutmamak için, okulda yazdığı kompozisyonları babasının yastığının altına bırakıyordu. Mahir, o 15 saatin her saniyesinde, evlatlarının büyümesini bir sinema şeridi gibi uzaktan, kaçırarak izliyordu.

Gün ağarıp sabahı çoktan devirmişti . Atölyenin tavanındaki floresan lambalar, yorgunluktan titreyen Mahir’in gözlerinde beyaz şeritler halinde uzuyordu. 15 saattir aralıksız dönen çarklar, Mahir’in zihninde artık bir gürültü değil, uğultulu bir sessizlikti.

Kahvaltısını yapıp günlük gazeteleri, kahvesini yudumlarken okuyan Turgut. Şoförünün kullandığı araç ile işe geldiğinde. Güvenlik hızlıca aracın kapısı açmıştı. Sermaye denilen güç simgesi Turgut’un elinde idi. Turgut için Para, emek, mal oyuncaktı. İş yerindeki her şey sadece daha çok kazanmak için vardı. Daha da çok kazanmalı daha da büyümeli idi. Makineler durasın bozulmasın hep çalışsın isterdi. Çalışan diye bir grup canlı vardı. Gelsinler çok çalışsınlar hiçbir talepleri olmasın isterdi. Onlar sadece çalışmak için vardı. Saat eşittir para. Ne kadar çalışırsan  ne kadar az saatlik ücretin varsa o kadar değerliydin.

Turgut, elinde bir tomar sipariş fişiyle ofisinden fırladı. Ayakkabılarının gıcırtısı, beton zeminde Mahir’in kalp atışları gibi yankılanıyordu.

— "Hadi Mahir! Neden yavaşladın?" diye kükredi Turgut. "Şu top bitmeden kimse bir yere gitmiyor!"

Mahir, makasın soğuk metalini kavradı. Parmak uçları uyuşmuştu ama ruhu her zamankinden daha uyanıktı. Başını kaldırmadan sordu:

— "Saat kaç Turgut Bey?"

Turgut, altın saatine kibirle baktı. "Vaktin ne önemi var? İş yetişecek diyorum sana!"

— "Vaktin önemi var," dedi Mahir, makası usulca masaya bırakarak. "15 saat oldu. İnsanlığı unuttuğumuz sınırı geçeli çok oldu. Sen benim sadece kolumu değil, uykumu, evimi, çocuğumun yüzünü de satın almaya çalışıyorsun."

Turgut kahkaha attı, sesi boş atölyede buz gibi dağıldı.

—  "Satın alıyorum tabii! Parasını vermiyor muyum Mahir? Bak dışarıya, bu kapıdan çıktığın an yerini dolduracak binlerce aç adam var. Seni ben var ettim!"

Mahir ilk kez Turgut’un gözlerinin içine baktı. O bakışta ne nefret vardı ne de öfke; sadece devasa bir idrak... Saat öğlene varıyordu.

— "Beni sen var etmedin Turgut Bey," dedi Mahir sakin bir sesle. "Sen, ben yoksam o masada oturan bir gölgeden ibaretsin. Sen 'ölü emeksin'. Benim taze kanım olmazsa, o makinelerin de senin de kalbin durur. Sen parayla zamanı satın alabileceğini sanıyorsun ama bak..."

Mahir, cebinden o kırmızı kumaşı çıkardı ve Turgut’un önüne, o parıl parıl parlayan masanın üstüne serdi.

— "Güneş doğuyor. Ama bu sefer senin atölyenin, fabrika, tezgahın, tarlan, paran, malın üzerine değil, bizim sokaklarımızın üzerine doğuyor. Yıllarca aylarca günlerce  emdiğin o güç, şimdi dışarıda kitle olup akacak."

Turgut kekeledi,

— "Nereye gidiyorsun? Bitmedi bu iş!"

Mahir, kapıya doğru yürürken omzunun üzerinden son kez baktı:

— "Mesai bitti Turgut. Şimdi hesap vakti."

Dışarıdan gelen marş sesleri, atölyenin pencerelerini titretmeye başladı. Mahir, 15 saatlik o ağır yorgunluğu bir kenara atıp, hürriyetin o taze havasına doğru ilk adımını attı.

— "Bugün 1 Mayıs. Bugün, senin saatlerin değil, bizim irademiz işliyor."

Mahir kapıya yöneldiğinde dışarıdan gelen uğultu artık bir fırtınaya dönüşmüştü. Kapı açıldı; dışarıda Leyla, Ali ve Zeynep en öndeydi. Ali, babasının liseden kalma o eski çantasını boynuna asmış, "Babam geliyor!" diye bağırıyordu.

Mahir, 15 saatlik yorgunluğu omuzlarından bir yük gibi attı. Oğlunu kucağına aldı, kızının elini tuttu. Turgut arkalarından bakarken, Mahir’in bıraktığı o sessiz makinelerin arasında ilk kez kendi zavallılığını gördü.

Güneş doğuyordu; ama bu kez Turgut’un fabrikasını aydınlatmak için değil, Mahir’in çocuklarına vereceği o özgür babanın şerefine...

 

 

Tartışma

Yorumlar

1 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü13 May 2026

Merhametli İntern

Kimsesiz Nigar teyzenin hikâyesi, genç intern İhsan’ı derinden etkiler; hastane koridorunda insanlık ve yalnızlık iç içe geçer.

Funda Kilic·2 dk·1·0·43