İki şey hiç değişmiyor.
Sabahın güneşinde yalpalayarak yürürken hissettiğin o yaşam...
Hani bazen iştesindir; açık havada olursun, güneş tepene vurur. Sonra bir köşeye çekilip gölgeye sığınırsın. Sanki hayat bir anlığına yavaşlar. Kokular daha belirgin olur, sesler daha derinden gelir. Beş dakikalığına da olsa oturduğun yerde dünya sana fazlasıyla gerçek görünür. Sanki hiçbir derdin yokmuş gibi...
Ve sonra gece gelir.
Yatağına uzandığında hissettiğin o derin yalnızlık... Elinden gelen her şeyi yapmana rağmen günü durduramamanın çaresizliği... Gün içinde yaşadığın saygısızlıklar, geçmişin, gelecek kaygın, aşk hayatın ve bitmek bilmeyen diğer meseleler... İçine içine attığın çığlıklar.
Sonra cebinde ölümle uyursun.
Sabah güneşi tekrar görecek misin, belli değildir.
İşte bu ikisi hiç değişmiyor.
Bazen düşünüyorum; acaba gündüzle gece kavga mı ediyor da arada kalan biz mi oluyoruz? Birbirlerinden bu kadar uzak olmalarının getirdiği özlem mi tenimize değen o yakıcı sıcaklık? Yoksa mesafelere lanet eden, sessizliğe katlanamayan gece mi bizi hüzünlendiren?
Ne garip, değil mi?
A ve Z gibi aslında...
Biri alfabenin başındaki harf, diğeri sonundaki. Aralarında sayısız kelime, uzun bir yol var. Ama yan yana geldiklerinde yalnızca "az" oluyorlar.
Koskoca bir "az"...
Belki de yaram tam burada diyememenin sebebi budur . Adını koyamadığım cümlelerin, yarım kalan düşüncelerin sebebi iki harfin birbirine küsmesidir. Bazı şeylere çok fazla anlam yüklüyorum, bazı şeyler ise dönüp yüzüme bile bakmıyor.
Belki de insanın en büyük yanılgısı budur; içinde fırtınalar kopan şeylerin dışarıdan da aynı büyüklükte göründüğünü sanmak.
Oysa dünya bizim acılarımız kadar yavaş dönmüyor.
Güneş yine doğuyor, gece yine çöküyor. İnsanlar yine gülüyor, yine kırıyor, yine unutuyor.
Ve biz...
Bir yanımız sabahın sıcaklığında yaşamaya çalışırken, diğer yanımız gecenin karanlığında kendine bir mezar kazıyor.
Belki de büyümek dediğimiz şey; ne gündüzü kazanmak ne de geceyi yenmek.
İkisinin arasında sıkışıp kaldığını kabul ederek yürümeye devam etmek.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Bu metin, gündüz ile geceyi fiziksel bir zaman değil, psikolojik bir yarılma olarak kuruyor. En güçlü tarafı da burada: dış dünya ile iç dünya arasındaki ritim farkını “yaşamak” ve “taşımak” üzerinden hissettirmesi. Son bölümdeki kabul tonu önemli: çözüm yok, zafer yok. Sadece yürümeye devam etmek var. Bu da metni bir manifesto değil, bir farkındalık metni yapıyor. Kalemine yüreğine sağlık 💫
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok güzel bir yorum teşekkür ederim 🙏
çok sevdiğim yazarın güzide eseri, az'ı hatırlattı yazınız . okuyan taraftan öteye geçemeyen kendim olarak, yazan insanlar hep olsun diyorum. iyi ki okudum. iyi ki varsınız. 'belki de hayat, yanlış anlayınca güzeldi. sadece yanlış anlayınca. Ama her şeyi…' Hakan Günday-Az
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok kısa bir süredir Hakan Günday okuyorum. Kalemimi de aslında ona benzetiyorum ama henüz Az'ı okuyamadım. Mutlaka okuyacağım. Teşekkür ederim, siz de iyi ki varsınız.🙏
İçsel yolculuk yapan yazıları çok seviyorum, bir dur sakince düşün diyor kaleminiz. Emeklerinize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.