YazYorum
Öykü25 May 2026

Annem Hep Otuz Beşti

“Annemin gidişlerini en çok kırmızı ceketinden hatırlıyorum.” Öykü, bir kız çocuğunun annesine duyduğu derin bağlılığı; çocukluk hafızasında hiç yaşlanmayan bir anne figürü üzerinden anlatır.

Tuğba MARTİN|25 Mayıs 2026|2 dk okuma
282 görüntülenme|1 yorum

Annemi en net hatırladığımda otuz beşti.
Saçları omuzlarına düşerdi. Uçları kıvrılırdı. Ben o kıvrımlara minik parmaklarımı dolardım. Annem ayağa kalkarken o saçlar parmaklarımı acıtırdı. Giderken ise yüreğim…


Annem anılarımda hep otuz beştir. Gençtir, dirençlidir, iyidir, güzeldir. Ona en çok yakışan şey kırmızı ceketidir. İşe giderken giyer. Onu giydiğinde işe gider, ben ağlarım. Çok ağlarım. En çok annem işe gittiğinde ağlarım. Sonra susarım. Susturulurum. Bir köşede oturur, zaman doldururum.


Zamanı doldurmayı, sevdiklerimi beklerken öğrendim ben.


Zamanı yetirememeyi sevdiklerimleyken…


Zamana küsmeyi onlardan ayrılırken…


Annem otuz beşti. Ben Cahit Sıtkı’ya rağmen en güzel otuz beşin kızıydım. Yolun yarısı filan diye dertlerimiz yoktu. Gideceğimiz bir yol yoktu. Kalıcıydık. Üç göz odalı evde soba yakardık. Kar yağardı. Soba annem kadar ısıtmazdı. Annem sarılırdı. Saçları omuzlarına düşerdi. Küçücük parmaklarımı kıvrımlarına dolardım…


Bir insanın dünyası ne kadar küçük olabilir diye sorsalar, “annemin dizlerinin dibi kadar” derdim o zamanlar. Çünkü bütün felaketlerden oraya saklanılır sanırdım. Annemin eteğine tutununca deprem olmaz, yağmur dinmezse bile korkutmaz, karanlık uzun sürmez zannederdim. Çocukluk biraz da insanın annesini yenilmez sanmasıydı zaten.


Akşamları eve yorgun gelirdi annem. Yorgunluk en çok gözlerinin kenarında birikirdi. Ben yine de dünyanın en güzel kadınına bakar gibi bakardım ona. Çünkü çocuklar annelerini güzel bulmazdı sadece; biraz da yuva bulurdu yüzlerinde.


Kırmızı ceketini çıkarıp sandalyeye bırakırdı. Ben hemen gidip koklardım. Dışarı kokardı annem. Biraz yağmur, biraz dolmuş, biraz sokak, biraz özlem… Ama en çok annem kokardı işte. İnsan en çok sevdiği kokuyu hiçbir şeye benzetemiyor.


Sonra sobanın üstünde çay kaynardı. Camlar buğulanırdı. Ben parmağımla kalpler çizerdim cama. Annem gülümserdi. “Yine mi?” derdi. Sanki her akşam aynı şeyi yapmıyormuşum gibi şaşırırdı bana. Anneler biraz da çocuklarının tekrar eden hallerine yeniden sevinebilme sanatıdır.


Gece olunca korkardım ben. Her çocuk biraz gece korkar ama benim korkum karanlıktan değildi. Annemin bir gün gitmesinden korkardım. İnsan kaybetme fikrini öğrenmeden önce bile sevdiklerini kaybetmekten korkabiliyormuş meğer. Bunu en önce çocuk kalbi biliyormuş.


Bazen uyuduğumu sanırdı annem. Saçlarımı okşardı sessizce. O an gözlerimi açmazdım. Çünkü bazı mutluluklar bozulmasın diye insan nefesini bile yavaşlatıyor.


Şimdi düşünüyorum da…
Belki annem gerçekten sadece otuz beş yaşında değildi. Belki ben onu en çok o yaşında seviyordum. İnsan bazı sevdiklerini bir yaşta donduruyor. Gitmesinler diye. Eskimesinler diye. Ölmesinler diye.


Ben annemi kırmızı ceketiyle, soba sıcaklığında, omzuna düşen saçlarıyla sakladım içimde. Çünkü bazı anneler büyüse de kızlarının içinde hep genç kalıyor.


Ve bazı kız çocukları…
Kaç yaşına gelirse gelsin, annesi işe giderken ağlayan o çocuğu içinden hiç çıkaramıyor.


Tartışma

Yorumlar

1 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü24 Haz 2026

Artisan

Bazen insan başka bir ülkeye taşınır ama çocukluğunu yanında götürür. Bu öykü, aidiyet, sınıf, emek ve kendini yeniden kurma mücadelesinin izini sürüyor.

Emine Demir·7 dk·3·46
Öykü22 Haz 2026

Fırtınadaki Tüy

Taşranın sert, baskıcı ve şiddete meyilli hiyerarşisinde büyüyen küçük bir çocuk haksızlıklara tanık olur. Kalabalığın içindeki yalnızlığını anlatıyor.

Yuzika·4 dk·6·587
Öykü22 Haz 2026

Şener Bey'in Vefası

Pandemi günlerinde Sevda’nın ailesiyle yaşadığı zorlu süreçte, komşuları Şener Bey ve Nergis Hanım’ın maddi ve manevi destekleriyle hayatın nasıl değiştiğini anlatan dokunaklı bir hikâye. Çanakkale’den Edremit’e uzanan umut yolculuğu.

Sevgi Seçen·2 dk·3·173