YazYorum
Öykü5 Eyl 2026

B9. Tavandaki Çatlak

Evin matemi yavaş yavaş kalkarken. Taşlar yerine oturmaya başlıyor.

Yuzika|5 Eylül 2026|3 dk okuma
660 görüntülenme|0 yorum

Çavuş Dedemin vefatından sonra avlu sanki iki kat genişlemiş, evdeki ahşap tavanlar üzerimize doğru iyice alçalmıştı. Bir insanın yokluğu bir avluyu nasıl bu kadar boşaltabilirdi. Koca adamlar yine avludaydı; amcamlar ahşap tezgahın başında parmaklarını tükrükleyip tütün sarıyor, babam kesilen boğanın derisinden kalan kurumuş et parçalarını kazıyor, Yaşar Dayı hal hatırla ortalığı kolaçan ediyordu. Avluda adım atacak yer yoktu ama kalabalığın ortasında devasa, tekinsiz bir delik açılmıştı. Çavuş Dedemin her daim dumanı tüten meşe çubuğu artık duvara dayalı duruyordu; dibeğin yanındaki koyu renkli kıl minderin üstündeki yıllanmış kıvrım, oturulmaktan ezilmiş çukur boştu.

Dedemin kıyafetleri toparlandı. Garip gurebaya dağıtılmak üzre hocaya verildi. Arif Abi her gün öğle namazından sonra Yasin okuyordu. Akşamları hoca gelip Kuran okuyup gidiyordu. Dedemin Çarşamba topuk ayakkabısı kapının önünde duruyordu. Kurulukta yedi gece sabaha kadar gaz yağı lambası yakıldı. Cenaze yıkanan yeri ruh gezermiş. Ruh bedenin yattığı yeride bilirmiş. Dedemin odasının lambası da geceleri yanıyordu. Yedinci gece bir dana daha kesildi. Dedemin hayrına bir keşik daha düzenlendi. Maviş Ablamın ismine bir çok sıfat eklendi. Eklenen sıfattan az olmayacak kadar beddua edildi. Dedemin gidişine sebep olduğu bile söylendi.

Avlunun boşluğu gün gün büyüyor; kabuğum gün geçtikçe genişliyordu. Koca Yusuf Dedem, artık eşini kaybetmiş tek bir çınar gibiydi. Dibeğin yanında tek başına oturup gözlerini karşıdaki sisli dağlara diktikçe ben varıp onun koca gölgesine sığınıyordum. Dedemin iri, nasırlı, ucu kararmış eli saçıma dokunduğunda kendimi en rahat hissettiğim an oluyordu. Heybetli dizinin dibinde büzülüp oturmak beni evdeki herkesten görünmez kılıyordu. Ne zaman başımı kaldırıp Çavuş Dedemin boş minderine ya da kapının önünde duran köselesine baksam, göğsümün tam ortasında dayanılmaz bir acı beliriyordu.

Sol elim istemsizce ağzıma gidiyordu. Başparmağımın tırnağını dişlerimin arasına alıyor, kıymık kıymık koparana kadar kemiriyordum. Yaşar Dayı öğle vakti, kırık tahta taburesine oturmuş babamın sırtındaki kulunçları çam katranıyla ovarken gözüm duvarda asılı duran körüklü aynaya takıldı. Aynanın altındaki çiviye Çavuş Dedemin yeşil ibrişimli tespihi asılıydı. Rüzgâr estikçe tespihin taneleri ahşap duvara tık tık vuruyordu.  Yaşar Dayı elindeki merhemli bezi kenara koyup yerinden kalktı, tespihi çividen alıp cibinliğin arkasındaki sandığın içine attı. Tespihin şıkırtısı sandık kapağının çat sesinde sonlandı. Bir devir kapak sesinin arkasında kaldı.

 Zahide Ablam, Maviş’in gittiği gün yediği sert tokattan beri gözümün içine bir başka bakıyordu. Bakışlarında Maviş Ablamın eski koruyucu sertliği belirmişti. "Kardiş, biz birbirimizi koruyak" demişti ya, tavuk kovalarken…

İkindi vakti, evdekiler harman yerindeki kurutulmuş tütün çuvallarını ve samanları istiflerken Zahide Ablam beni kolumdan tutup ahırın arkasındaki kuytuya, gübre birikintilerinin yanına çekti. Yüzü korkudan kireç gibiydi ama gözlerinde fırdöndü gibi dönen parlaklık, beni oldukça meraklandırdı. Fistanının koynundan bir şey çıkardı.

— Al bunu koy cebine sakın kaybetme… Yeşil ibrişimli tesbihin püskülünü verdiğinde; Cavuş Dedemin sıcak elinin dokunuşu gibi hissettirdi.

— Naylon suyu alta geçirmez, dedi Zahide Ablam gözlerini hırsla kırpıştırarak. Şilte ıslanmazsa alt minder kokmaz. Şilte kokmazsa Kadın Anam anlamaz. Sen gece altını ıslatınca hiç kımıldama, sessizce bekle. Ben her sabah yanına gelirim. Kadın Anam puara gitmeden yardım ederim sana, anladın mı?

Başımı yavaşça salladım. Gözlerim doldu, boğazıma kocaman bir yumruk oturdu. Maviş Ablam gibi sarılmadı bana Zahide; saçımı okşamadı, başımı göğsüne bastırmadı.

Geceden sonra yatağım iki kardeşin sır ortaklığı yaptığı tekinsiz bir aşiyana dönüştü. Zahide Ablam dediğini harfiyen yapmıştı. Kadın Anne alt kattaki hamur leğenlerini ovarken odaya süzülmüş, kalın naylonu benim yer şiltemin üstüne boydan boya sermişti. Üstüne eski bir şilte örttü.

Yatağa her uzandığımda, bacaklarımı hafifçe oynattığımda altımdan tekinsiz bir hışırtı yükseliyordu. Uyku eskisi gibi sarmalamıyordu.

 Maviş’in kaçışı, Civan’ın getirdiği fırtına, dedemin gidişinin ardından, gündüzleri avucumda sakladığım taş, püskül, geceleri yatağın hışırtısı arkadaşım olmuştu. Yatakta dönmeye korkuyordum. Her kıpırdanışımda altımdaki sert kaplama büzülüyordu. Karanlığın içinde gözlerimi tavandaki ahşap budaklara, gaz lambasının bıraktığı is lekelerine dikip bekliyordum. Yan odadan babamın ağır, hırıltılı horultusu, Kadın Annemin uykusunda nefes darlığı çeker gibi alıp verdiği derin iç çekişleri geliyordu. Tavanın karanlığı, kirişlerin gölge dansı, korkularımın hepsini yüzüme vuruyordu. Yılan dilini andıran çatlak, bazen kılıca bazen köyün girişindeki yol ayrımına benziyordu. Bu yol belirdiğinde uykularım dinlendirici oluyordu. Diğer figürler kabusa dönüyordu.

Tartışma

Yorumlar

0 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

İlk yorum için alan hazır

Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü11 Eyl 2026

Denizin Unuttukları

Bir an endişelendim; modern insanın ilişkilerini ve kendi özünü tüketim maddeleri üzerinden kurma çabasına üzüldüm.

YUSUF KARA·3 dk·0·98
Öykü3 Eyl 2026

Jale Sokağı / Öykü

Dışarıdan bakınca bu hayatlar dar, yoksul ve tekrarlı görünebilirdi. Ama o dar dünyanın içinde insanlar yine de güler, kavga eder, âşık olur, dedikodu yapar, dua eder, ölür ve ölenlerinin arkasından Yasin okurdu.

YUSUF KARA·5 dk·2·172