Bağlamamın tezenesi kırıldı…
Sene 1979.
Zehra ile Yavuz, Mayıs ayında tanışmışlardı. İlk görüşte aşk mıydı bilinmez, ama yürekleri kavuran bir yangındı onlarınki. Zehra, türkülerin ve kitapların büyüsüne kapılmış bir genç kızdı. Yavuz ise kitaplardan uzak, ama bağlamasıyla türküler söyleyen bir delikanlıydı. Bir süre mektuplaştılar, sonra buluşmaya karar verdiler..
🌸 Haziran Buluşması
Zehra, içten içe kaygılarla hazırlanıyordu.“Ya yüzünü görünce beğenmezsem? Ya o beni beğenmezse?” diye kendi kendine konuşuyordu. O gün topuklu ayakkabılarıyla yürümek bile zor gelmişti. Ayakları titriyor, elleri çantasını tutmakta zorlanıyordu.Yavuz ise otobüsten inip pastaneye doğru yürüyordu. Mavi pantolonu ve mavi kazağıyla şık görünüyordu. Elinde bir buket çiçek vardı. Pastaneye girdiğinde, dalgalı saçlarıyla Zehra masada oturuyordu siyah pantolon ve beyaz kazağıyla zarif bir güzellik sergiliyordu.
Zehra içinden “Allah’ım, bu ne yakışıklılık, ellerinde çiçek var.Kalbimin sahibi işte bu!” diye geçirirken Yavuz da “Saçlar dalga dalga, gözleri ışıl ışıl.İşte kalbimin tek sahibi!” diyordu. Masaya oturdular ve ilk türkünün sözleriyle hikâyeleri başladı.Aylar geçti. Zehra ile Yavuz buluştukça birbirlerine daha çok bağlandılar. Sonunda evlenmeye karar verdiler.
Başta her şey güzel gidiyordu. Güzel bir şekilde evlenmişlerdi. Yavuz işten gelip yemek yedikten sonra eline alırdı bağlamayı. Zehra ise gözlerini kırpmadan onu izler, bazen türkülere eşlik ederdi. Masada olmazsa olmaz çay, bu vakitlerin sessiz şahidi olurdu.Zehra şiir yazmayı çok severdi. Eşine yazardı aşk kokan dizeleri.
“Gözlerinde cenneti gördüğüm ey duyulmamış notam” diye başlardı şiirleri. Yavuz okuduğunda beline sarılır, “Vay hatun, döktürmüşsün gene!” derdi.
Yıllar geçti… Ve hiç “bizi bulmaz” dedikleri poyraz, aşkın çatısını vurdu.
Zamanla Yavuz’un sorumsuzluğu ağır bir yük haline geldi. Borç üstüne borç yaptı; üstelik iş yerinde patronuyla kavga ettiği için işten çıkarıldı. Zehra, bu duruma çözüm aradı ama bir türlü çıkış yolu bulamadı.Çaresizlik içinde aklına aile büyükleri geldi. Arası oldukça iyi olduğu kayınbabası ve kayınvalidesine durumu aktardı. Ancak borçların ve işsizliğin gölgesi, sevdanın üzerine kara bir bulut gibi çökmüştü.
Zehra aramadık yer, çalmadık kapı bırakmadı. Ama bir çare yoktu. Yavuz ise habire borç yapmaya, at yarışı ve şans oyunları oynamaya devam ediyordu. Böylece borçlar yalnızca evin kapısını değil, kalplerinin kapısını da zorlamaya başladı. Ve bir gün ölse aklına gelmeyecek şekilde konuşma yapıp eşinden boşandı. Aklınca boşanırsam belki toparlar ve tekrar devam ederiz derken. Yavuz hiç oralı değildi.
Zehra ayrılığı son şiiri ile aktarmıştı
Bağlamamın tezenesi kırıldı.
Türkülerim yarım kaldı.
Gitmez sandım yar gitti
Şiir yazmak isterdim ama.
Şiirimin öznesi gitti.
Ey kalem ortadan yarılasın
Şiir yazarsam kefenim biçilsin
Gerçek bir yuva olmak türkülerin sözlerinde değil ve hayatın yükünü birlikte taşımakta saklıdır. Çünkü evliliği ayakta tutan şey, yalnızca duygular değil aynı zamanda dayanışma,güven ve sorumluluktur





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Allah’tan çocukları olmamış yoksa daha zor bir süreç geçireceklerdi..
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Kesinlikle
Sorumluluklar ağırdır. Mesele eşit paylaşabilmekteydi. Fakat zayıf iradeler, korkak gönüller, sorumlulukların yükünü bir yere kadar taşıyabilirdi. Her mutsuz son, biraz umursamazlık, biraz bencillik içerirdi. Bu hikaye de mutsuz sonlara güzel bir örnekti. Tebrikler hocam 👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Her mutsuz son, biraz umursamazlık, biraz bencillik içerir kesinlikle öyle