Bir cümleyle başlar bazen her şey. Hayatımın heyecanlı bir merhabasını da şu an yazıyorum.
Çiçekçe dili yeni öğrendim. Günlerce heybemde taşıdığım harfleri kelimelere dönüştürmek zordu.
Bir çiçek, bir rüzgâr, bir sabah ışığı ile bazı tanışmalar, karşılaşmalar vardır.
İnsanın içinde mühürlünen, sırlanan, erişilemez duran bir kapıyı araladığını, aralandığını bugün gördüğüm çiçekler hatırlattı.
Fakat düşüncelerin eski bir palto gibi omuzlarda taşındığı, yorgunluğun yüzüne yerleştiği, sokakların bile biraz eksik göründüğü, geceyi üzerinden çıkaramadığı sabahları vardı insanın.
Çiçekler öyle mi! Ne büyük bir mucizedir; toprağın bütün karanlığına rağmen renklerinden vazgeçmemesi.
Fuşya bir çiçek gördüm, bugün. Yanında morla beyazın birbirine sarıldığı çiçekler de vardı. Birbiriyle güzelleşen insanlar gibi.
Bir köşede beyaz bir papatya duruyordu.Kimseden alkış beklemeyen bir iyilik kadar sade.
Ve sarı çiçekler...Güneş bazen gökyüzünde değil de bir saksının içinde de açıyormuş meğer.
Umut, büyük cümlelerle gelmiyor insana diyordu hepsi.
Bazen bir yaprağın ucunda,bazen bir çiçeğin renginde, bazen de hiç tanımadığın bir sabahın içinde beliriyordu.
Hayat bütün eksiklerine rağmen yeniden çiçek açmanın yolunu buluyor. Belki insan da bulur.
Belki bugün değil.
Ama mutlaka bir gün...
Saksıda çiçekler her mevsim açıyor. Bir pencerenin önünde sessizce duran saksıda kendince hür şakayık, hiç tanımadığın birinin içten gülümseyişi kadar küçük şeyleri içinde saklıyormuş meğer.
Rüzgârın taşıdığı hafif bir koku ise umudunuza armağan. Belki de hayat, tam da bu yüzden herşeye rağmen katlanılabilir kalıyor. En yorgun günlerin arasında, arkasında kendini hatırlatacak bir renk bırakıyor.
Toprak aylarca içine kapanıp sessiz kalıyor da bir gün ansızın çiçek açıyorsa, insanın kalbi neden yeniden filizlenmesin?
Kırılan dalların ardından yeni tomurcuklar çıkıyorsa, eksilen yanlarımızın da bir gün tamamlanmayacağını kim söyleyebilir?
Hindiba söylemişti. Çiçekçe, kendince şivesi vardı.
Güzellik, kusursuz olmak değil, bunca rüzgâra, yağmura, çamura rağmen açmaya devam etmek...
Umut belki de böyle birşeydi ya da buydu. Her şey yoluna girdiğinde değil, henüz hiçbir şey tam düzelmemişken bile kendi toprağındaki tohumun yağmurunu saklamamak, filizin güneşini söndürmemek.
Ve insan uzun uzun aradığı o içsel gücü, doğanın sessizliğinde bulur. Yeter ki konuşulanı duy, konuşmayı bil; bir saksının kenarında duran küçücük bir çiçekte kâinat olur.
Hayat, en büyük sırlarını yüksek sesle söylemez. Dikkatle bakan gözlere, sabırla bekleyen kalplere emanet eder.
Seyrine dalınca hayatın hâlâ devam ettiğini, güzelliğin hâlâ mümkün olduğunu ve kalbinin, bütün yorgunluğuna rağmen yeniden sevebileceğini hatırlatan bir çiçek; evet, bir çiçek kahramanınız olabilir.
Sizin kahraman çiçeğiniz var mı?





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Hayat en büyük sırlarını yüksek sesle söylemez, harika, tebrik ederim
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
İlginize çok teşekkür ederim.
Taşların arasından filizlenen gelincik gibi imkansızı başarmaktır umut…
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Ne güzel ifade ettiniz. İlginiz için teşekkür ederim.