Bir gün umut görünürse, belki de tam böyle görünür: otların arasından sızan bir parça gökyüzü gibi. Gürültülü değildir. Kendini ilan etmez. Büyük sözler söylemez. Sadece vardır. Sessizce. İnsan fark ederse güzelleşen, fark etmezse yine de orada kalmaya devam eden bir şeydir umut.
Çoğu zaman onu uzaklarda ararız. Büyük kapıların ardında, büyük başarıların sonunda, büyük mucizelerin içinde... Oysa umut, çoğu kez göz hizamızın altında saklanır. Bir papatyanın beyazında, rüzgârın eğip doğrulttuğu ince bir sapta, yağmurdan sonra toprağın taşıdığı kokuda. İnsan başını kaldırarak değil de bazen biraz eğilerek görür onu.
Hayat yordukça gökyüzü de uzaklaşıyor sanıyoruz. Oysa gök aynı gök. Değişen, ona bakacak cesareti kaybeden gözlerimiz. Sonra bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda, çiçeklerin arasından süzülen küçük bir mavilik çıkıyor karşımıza. O an anlıyoruz ki umut, kaybolan değil; bizim bir süreliğine yolunu unuttuğumuz bir misafirmiş.
Belki de bu yüzden bahar her yıl yeniden geliyor. Toprağa çiçek açmayı, ağaçlara yeşermeyi, insana da yeniden inanmayı hatırlatmak için. Çünkü dünya ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın, bir yerlerde mutlaka göğe açılan küçük bir boşluk kalıyor.
İnsan bazen yalnızca o boşluktan görünen küçücük maviliğe bakarak bile yoluna devam edebiliyor.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Güneşin tenine dokunuşu, bulutların ardı ardına birbirini kovalaması, bir kuşun ötüşü, rüzgârın esişi, ayın ışık saçması… Hayatta o kadar çok güzellik var ki; yeter ki güzel görelim, güzel bakalım.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Metin şimdi tamamlandı