İnsan doğduğu topraklardan mutlaka bir iz taşır. İstese de istemese de o şehir, çocukluğunun en güzel anılarına da en ağır kırgınlıklarına da tanıklık eder. Kimi zaman kaçmak ister insan; uzaklaşmak, yeni sokaklarda yeni bir hayat kurmak ister. Ama ne kadar uzağa giderse gitsin, bir gün dönüp dolaşıp aynı şehrin adını içinden geçirirken bulur kendini.
Peki özlediği gerçekten bir şehir midir? Yoksa o topraklarda bıraktığı izler, kurduğu bağlar ve büyürken içine işleyen hatıralar mı?
Ayakkabı bağcıklarını bağlayamadığım yaşlarda,önümde eğilip bağcıklarımı bağlayan ilk el.Dalından koparılan ilk üzümün tadı, ağacından toplanan eriğin ekşiliği vardı. İlk arkadaşlıklar, ilk küslükler, ilk kavgalar ve ilk barışmalar…
Kalbin neden hızlandığını bilmeden yaşanan ilk heyecanlar, ilk aşkın şaşkınlığı, ilk gözyaşları… Defterlerin arasına sıkıştırılan ilk cümleler, kurulan ilk hayaller ve zamanla tanışılan ilk hayal kırıklıkları…
Bir şehrin hafızası varsa onu binalar, caddeler ya da meydanlar oluşturmaz. Onu, içinde yaşanmış hayatlar oluşturur. Çünkü bazı sokaklar yalnızca taş ve asfalt değildir; üzerinde düştüğümüz, koştuğumuz, beklediğimiz ve büyüdüğümüz zamanların izini taşır. Bir köşe başı yıllar sonra bile çocukluğumuzun sesini fısıldayabilir kulağımıza. Eski bir ağaç, unutulduğunu sandığımız bir günü yeniden hatırlatabilir.
Bazen düşünürüm; acaba şehirler de insanları hatırlar mı? Bir zamanlar önünde oyun oynadığımız evler, gölgesinde soluklandığımız ağaçlar, her gün geçtiğimiz yollar… Biz değişirken onlar da sessizce bizim hikâyemizi taşımaya devam eder mi?
Yıllar sonra dönüldüğünde değişmiştir birçok şey. Bazı evler yıkılmış, bazı dükkânlar kapanmış, bazı yüzler eksilmiştir. Oysa hafızanın kurduğu mahallede hiçbir şey yerinden oynamaz. Çocukluğun koşarak geçtiği sokaklar, bir ağacın gölgesi, kapısında beklenen evler olduğu gibi durur.
Bu yüzden dönüşler çoğu zaman bir şehre değil, zamana yapılır. Aranan, kaybolan bir cadde ya da eski bir bina değildir. Bir ses, bir koku, bir bakış, yıllar önceki hâlimizdir.
Kimi bağlar görünmezdir. Toprağın köklere yaptığı gibi tutar insanı. Uzaklaşılır, hatta unutulduğu sanılır; ama bir türküde, bir rüzgârda ya da tanıdık bir sokak isminde yeniden belirir. O an anlarız ki bazı yerlere ait olmak, orada yaşamakla ilgili değildir; orada bir parçamızı bırakmış olmakla ilgilidir.
Bazı şehirler, insanın hafızasından hiç silinmez.
Çünkü doğduğumuz yer yalnızca dünyaya gözlerimizi açtığımız nokta değil, kendimizi ilk kez tanımaya başladığımız yerdir. Ve insan, yıllar geçse de bazen en çok çocukluğunu, çocukluğunun geçtiği sokakları ve o sokaklarda bıraktığı kendini özler.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Peki özlediği gerçekten bir şehir midir? Hayır o dönemde ki hâlidir. Ve kesinlikle muhteşem bir anlatım canım 🥰
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Sanırım özlenen şehirden çok, o şehirde kalan bir parçamız oluyor. Güzel düşüncen ve nazik sözlerin için teşekkür ederim canım. 🥰
Rica ederim canım 🥰