Kimi eserler vardır; okurken yalnızca anlatılan hikâyeyi değil, o hikâyenin nasıl ortaya çıktığını da merak ederiz. William Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası da benim için böyle metinlerden biri. Oyunu ilk okuduğumda aklımda kalan şey, olaylardan çok yarattığı atmosfer olmuştu. Gerçek ile hayalin, mantık ile büyünün, aşk ile yanılsamanın birbirine karıştığı bu dünya sanki tek bir kaynaktan değil, birçok farklı hikâyenin ve kültürün birleşiminden doğmuş gibiydi. Nitekim oyunun yazılış sürecine baktığımızda da durumun tam olarak böyle olduğunu görüyoruz.

Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası'nı 1594-1595 yılları arasında yazdığı düşünülüyor. Edebiyat tarihçileri oyunun bir aristokrat düğünü için kaleme alınmış olabileceğini öne sürüyor. Düğün eğlenceleri için yazılmış olması kesin olarak bilinmese de oyunun merkezinde yer alan evlilik hazırlıkları, kutlama atmosferi ve şenlik havası bu ihtimali güçlendiriyor.
Ancak Shakespeare'in yaptığı şey yalnızca bir düğün eğlencesi yazmak değildi. O, farklı kaynaklardan topladığı malzemeleri kendi hayal gücüyle yeniden yoğurdu. Antik Yunan mitolojisindeki Theseus ve Hippolyta karakterlerini oyuna taşıdı. Roma şairi Ovidius'un Metamorfozlar adlı eserinde anlatılan Pyramus ve Thisbe öyküsünü dönüştürerek komik bir tiyatro gösterisine çevirdi. İngiliz halk kültüründeki peri hikâyelerini, cinleri ve doğaüstü varlıkları da metne ekledi.
Ortaya çıkan eser üç ayrı dünyanın kesişme noktası oldu. Bir tarafta Atina'nın soyluları vardır. Diğer tarafta düğün için oyun hazırlayan sıradan zanaatkârlar. Üçüncü dünyada ise periler ve büyü hüküm sürer. Shakespeare bu üç katmanı aynı gecede, aynı ormanda buluşturur. Böylece gerçeklik giderek çözülür ve yerini rüya mantığına bırakır.
Oyunun merkezindeki aşk ilişkileri de bu rüya mantığının bir parçasıdır. Karakterler birine âşıkken bir anda başka birine tutulur, duygular değişir, kıskançlıklar ortaya çıkar ve yanlış anlamalar çoğalır. Shakespeare burada aşkı yüceltmekten çok onun karmaşık ve bazen gülünç yanlarını gösterir. Belki de bu nedenle oyun, yüzyıllar sonra bile güncelliğini korur. Çünkü insan duygularının çelişkileri değişmez.
Bir Yaz Gecesi Rüyası'nın yazıldığı dönemde İngiltere'de yaz ortası şenlikleri oldukça yaygındı. Bu kutlamalarda insanlar günlük hayatın kurallarından uzaklaşır, maskeler takar, dans eder ve sıradan düzen geçici olarak tersine çevrilirdi. Oyundaki büyülü orman da bu geleneğin bir yansıması gibidir. Ormana giren herkes değişir; kimlikler, ilişkiler ve duygular başka bir biçime dönüşür. Sabah olduğunda ise insanlar yaşadıklarının rüya mı gerçek mi olduğundan emin olamaz.

Bence Shakespeare'in dehası tam burada ortaya çıkmış O, farklı kaynaklardan aldığı parçaları bir araya getirerek yalnızca komik bir hikâye anlatmaz. Aynı zamanda insan zihninin işleyişine dair bir oyun kurar. Rüyaların mantıksızlığıyla aşkın mantıksızlığını yan yana getirir. Seyirciyi güldürürken düşündürür; büyü anlatırken insan doğasını gösterir.
Dört yüz yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen Bir Yaz Gecesi Rüyası hâlâ sahneleniyor, okunuyor ve yeniden yorumlanıyor. Bunun nedeni yalnızca Shakespeare'in güçlü dili değil. Aynı zamanda onun, hayatın kendisinin de bazen bir rüyaya benzediğini sezmiş olması.
Ya yaşadığımız şeylerin bir kısmı gerçekten de bir yaz gecesi rüyasından ibaretse?






Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.