TAŞIYICI
Teslim aldığı paketin ne işe yaradığı hakkında bir fikri yoktu. Sigarasından bir dal aldı. Elini cebine attı, parlak metal çakmağının kapağını açtı. Zippo'sunun çarkını çevirdi. Sarılı mavili, rüzgârla dans eden ışığa sigarasını yaklaştırdı. Ciğerlerini soğuk havayla karışan dumanla doldurdu. Ağzından çıkanlar sadece duman değildi, hepsini rüzgârın insafına bıraktı. Dostları oldu; uğruna ölecek kadar değer verdikleri... Seveni de eskiden çoktu. Laftan anlamaz, bildiğinden şaşmaz bir adam olmuştu. Büyük oğluyla yaşadığı kavgalar aileyi dağıtmıştı. Öfkeli olduğunda geçmişin hatırına üzerine çok gidilmezdi. Paketi almak için beklediği süre, huysuz adamı iyice germişti. Bu bekleyiş öfkelenmesi için yeterliydi. Aklından geçen ise paketi ne kadar geç vermiş olsalar da bunun sorun olmadığıydı. Teslim etmek için çok zamanı vardı.
Çok sevdiği gece mavisi Mercedes’ine doğru birkaç adım attı. Arabada sigara içmiyordu. Bir başkasının içmesine de izin vermezdi. Ağır adımlarla arabaya yaklaştı. Sağ ön lastiğin havasının inik olduğunu gördü. Rüzgâra ağız dolusu bir karışım daha teslim etti. Lacivert ceketini güzelce katladı, koltuğun üzerine bıraktı. Taşıyıcı, alıp sattığı kaçıncı araba olduğunu bilmiyordu fakat pompa her arabada, bagajda aynı yerdeydi. Lastiğin havasını emektar pompayla şişirdi. Lastiğe bir tekme atıp pompayı bagaja yerleştirdi. Hâlâ paketi yetiştirmek için yeterli zamanı olduğunu düşünüyordu.
Taşıyıcı evlilik tarihini hiç hatırlamazdı. İki çocuğu vardı, buna rağmen lacivert Mercedes’i en kıymetlisiydi. Büyük oğlan yirmi dördündeydi, ipe sapa gelmez bir adamdı. Babasına çektiği her hâlinden belliydi. Zor dönemler geçirdi. En zoru hangisiydi kestirmek zordu. Bir motosikleti vardı, bir de işsizliği baki kalacak gibiydi. Sorun olmadığı zamanları da olmuştu. Küçük oğlan evine bağlı, sorunsuz bir delikanlıydı. Ergenliğini güreşle geçirmiş, insan azmanı fiziğiyle bilinirdi. Taşıyıcı’nın bir kızı olsaydı belki her şey değişebilirdi. Kız çocuklarına karşı hep hassastı. Çocukluğunda ablası ve annesiyle geçirdiği zor zamanları hatırladı. Babasını da beş yaşındayken kanserden kaybetmişlerdi. Taşıyıcı’yı hayat erken büyütmüştü.
Kendi bildiği ona yeterdi, bu durum öfkesinin en büyük sebebiydi. Telefonu çaldı; arayan, paketi bekleyenlerdendi. Birkaç sinkaflı küfrü karanlığa savurdu. Telefonu açmadan önce derin bir nefes aldı. Açtıktan sonra, “Tamam abi, emrin olur abi,” dedi. Kapattıktan sonra yarım kalan küfürlerini tamamladı. Taşıyıcı sadece iş diye düşündüğü paketin aslında bir can için lazım olan bir kan olduğunu anladı. Arkadaşının yerine bir günlüğüne paket taşıyacağını düşünüyordu. Arkadaşı zaten, "İş çıkmaz, yatar uyursun," demişti. Gözleri parladı. Nefesi iyice hızlandı. Sayabileceği tüm küfürleri sıraladı. Gaza ve frene daha sert basmaya başladı. Telefonu cebine koymadan bir kez daha çaldı. Bu kez açar açmaz ağız dolusu küfür savurdu. Eksik bir küfür bırakmadı. Telefonu yan koltuğa fırlattı.
Trafikte araç sayıları azalmıştı, aracı kenara çekti. Mavili beyazlı ışıklarıyla müşteri bekleyen büfeden iki bira aldı. Cızırtılı, boğuk ışığın arasında hızlıca aracına bindi. Amacı kuruyan ağzını soğuk birayla hızlıca ıslatmaktı. “İş iştir, gerisinden bana ne,” derdi. Telefonu eline aldı; bir ileti veya cevapsız çağrı yoktu. Telefonu tekrar cebine koydu.
HASTANE
On numaralı yataktaki hastanın iki kolu da kırıktı; bacaklarındaki sargılar kan içindeydi. Cihazdan yükselen tiz ve kulak tırmalayıcı "bip" sesleri odayı dolduruyordu. Bu karmaşanın ortasında hastanın göğsü, mekanik aletin ritmine uyarak nefes alıyor; bilinci kapalı, öylece duruyordu.
Doktor telaşlı:
— Adrenalin ampul hazırlayın, monitörden gözünüzü ayırmayın! Ameliyathane hazır mı? diye seslendi.
— Hocam hazırlıklar tamammış, dedi ve siyah üzerine yapışmış dezenfektan kokusuyla telefonu kapattı.
Acilin içindeki ilaç kokusuna kan kokusu karışmıştı. Motorcudan gelen yanık et ve lastik kokusuyla rahatsız olan hastalar kenara çekilmiş, olan biteni gözleri açık seyrediyordu. Güvenlik görevlileri:
— Açılın burası acil, içeri giremezsiniz! diye ortalığı boşaltmaya çalışıyordu.
—Tahlil sonuçları çıktı mı? Doktor sekretere seslendi.
Hasta yakınları kendi aralarında olup biteni anlamaya çalışıyordu. İçlerinden birisi:
— Ben tanıyorum. Bizim orada oturuyorlar, dedi.
— Bir sürü videosu var. Motorcu bu çocuk; bir gün başına bir şey gelecek diye söyleyip duruyorduk.
— Kanlar geldi mi? Doktor diye seslendi
Sekreter taşıyıcıyı aradı. Hastaneden aradığını, kanları acilen getirmesi gerektiğini söyledi. Doktor elindeki kanlı eldivenler ve alnındaki terle:
— Kan gazı çıktı mı? diye seslendi. Yıllardır ölümle pazarlık yapıyordu.
— Saturasyonu çok düştü. Oksijenini 10’a çıkarın. Bir doz adrenalin yapın, dedi. Saturasyon istenilen seviyeye geldii. Azrail’le ilk mücadelesi değildi.
Genç adamla uğraşırken dışarıdan yükselen uğultuya:
— Az sabırlı olun, bakın beyle uğraşıyoruz! diye seslendi. Nöbete gelmeden önce ettiği dua hâlâ aklındaydı: “Allah’ım, şu geceyi kazasız bitirelim.”
Acil servisin bitmek bilmez kaosunda kaçıncı nöbetiydi... “Bu kanlar bir an önce gelmeli,” diye düşünürken zamanın ne kadar hızlı aktığının farkındaydı. İçeriden bir ses yükseldi:
— Doktor Bey, on üç numaralı yatakta yatan hastaya ne yapacağız?
Doktor kafasını düşünce denizinden çıkartıp anın limanına demirledi. Derin bir nefes aldı. Önce monitörü dinledi; ekranda beliren mavi çizgiler ve yeşil rakamlarda gözünü gezdirdi.
EV HANIMI
Küçük oğluyla iki gündür eve uğramayan büyük oğlanı konuşuyorlardı. Telefonu eline alıp bir iki numaraya bakıyordu. Sosyal medya uygulamalarında oğlunun videolarını seyredip mesaj atıyordu. Kocasını ne olursa olsun aramalıydı. Derin bir nefes aldı. Önünde duran su dolu bardağı sıkıca tuttu. Kocasını aradı. Telefon çalmadan tekrar kapattı. Bekledi. Nefes aldı, içinde garip bir his vardı. Yerinde duramıyordu. Yan odadan gelen televizyon sesi rutine karışmıştı. Son birkaç günün ağırlığı tonlarca yük olup omuzlarına çökmüştü. Oğlunu son iki gündür sayısız defa aramıştı, oğlu cevap vermemişti. Bir kez daha denedi şansını. Cevap veren olmadı. Tırnaklarının eti acıyordu artık. “Ne olursa olsun arayacağım,” dedi ve kocasını aradı. Telefon çaldı mı çalmadı mı belirsiz; kükreyen bir ses ne ana bıraktı ne bacı ne de sülale. Telefon yüzüne kapandı. Zaten iki gündür eve uğramıyordu. Taşıyıcının sarf ettiği sözler ve yaşanan kavga aileyi darmadağın etmişti. Kadın çaresiz, elinden geleni yapıyordu.
Ev hanımının telefonuna bir çağrı geldi. Anne cevap verdi. Arayan polisti, büyük çocuğun adını verdi. “Evet, oğlum,” dedi. Trafik kazası geçirdiğini söyledi. Ev hanımına oğlunun bulunduğu hastanenin adını ve adresini verdi.
Anne yutkunamadı. “Oğlum...” diyebildi. Hıçkırıklar gözyaşı seline karıştı. Küçük oğlan annesinin gözünün içine bakıyordu; gözlerini açmış, “Ne oldu anne?” diye defalarca tekrarladı. Değirmen kalbini içine almış, bir türlü bırakmıyordu. Kadın ateş yapışmışçasına bağırıyordu. Boşluğa, “Hadi, hadi hastaneye!” dedi. Evden alelacele çıkıp hastaneye gittiler. Oysa hastane evlerine çok da uzak değildi. Ne taksi geçiyordu kapıdan ne de bir komşu denk geldi. Hastaneye yaklaştıkça yollar daha da uzuyordu.
Acilin önündeki homurtulu sesler kesildi. Kalabalığın içinden orta yaşlı, gözlüklü, sivri burunlu biri fısıltıyla, “Annesi geldi,” dedi. Ses, hastanenin önünde ıslık çalarcasına gezindi. Herkes birden fısıltı sahibinin gözlüklerinin camının ne kadar kalın olduğunu gördü. Sararmış bıyıkları bile gizleyemedi adamı. Elindeki sigaranın dumanı, rüzgâr, yağan yağmur bile durmuştu. Anne feryat figan, “Oğlum nerede? Oğluma ne oldu?” diye haykırmaya başladı. Rüzgâr birden kaosa eşlik etmeye başladı. Uğuldayan homurtulu sesler arasından, “Yazık, bak kadıncağıza... Tüh, perişan oldu,” sözleri tek tük seçiliyordu. Güreşçi oğlanın elindeki suyu yere fırlatmasıyla patlayan şişe yakınındaki herkese sıçradı. Patlayan şişe, dedikodu yapanların hepsinin yüzündeydi. Güvenlikler zapt edemiyordu. Sıyrılıp çakır gözlü doktoru buldular.
Doktor, yapılması gereken her şeyin yapıldığını söyledi. Ameliyata alınacağını da ekledi. Doktorun onayıyla çocuk anneye gösterildi. “Hanımefendi, dışarı alalım sizi.”
Oğlunu gören anneyi güvenlik görevlileri zorla acilin dışına çıkarabildi. Ev hanımı, düşmüş omuzları ve buğulu gözleriyle çantasına gitti, telefonu eline aldı. Eşini aradı. Karşı taraftan cevap gelmedi. Küçük oğluyla birlikte başı önde bekleyen kalabalığa katıldı. Feryadı figanı kesilmedi.
KAVŞAK
Taşıyıcı direksiyona yapışmış, gözlerini yoldan ayırmadan ilerlerken birasını yudumlamayı ihmal etmiyordu. Işıklar küçülüyor, bakışları bulanıklaşıyordu. Trafikteki araç sayısı iyice azalmıştı. Kavşağa yaklaştığında yanan kırmızı ışığı fark etmedi; sol taraftan gelen kamyonun çarpmasıyla gece mavisi Mercedes savruldu. Taşıyıcı araçtan çıkamıyordu. Bacaklarındaki ve kollarındaki yaralar şiddetle canını yakıyor, kısık iniltiler çıkarıyordu. Aracın içi kan gölüne dönmüştü. Telefonunun çaldığını duydu. Yan koltukta sıkışmış, üzerine kan sıçramış pakete baktı. Yüzü gerilmiş, buğulu gözlerle elini telefona uzatmaya çalıştı.
Tiz ambulans sireni zaman ilerledikçe yükseliyor, geceyi yırtarak belirginleşiyordu.
Yapılan tüm müdahalelere rağmen motosiklet kazası geçiren genç hayatını kaybetmişti. Hasta yakınları arasında daha ağırbaşlı olduğu bilinen birine durum bildirildi. Dışarı çıkan hasta yakını sarsılmıştı; buna rağmen durumu bekleyenlere kısık sesle anlattı. Ölüm haberiyle birlikte feryatlar yükseldi.
Ambulansla getirilen hastaya ise yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Sedye, ölen gencin yatağının yanına yanaştırıldı. İki hayat, bir kapının ardında sessizce yan yana gelmişti. Ev hanımının telefonu tekrar çaldı; arayan polisti. Anne, oğlunun ölüm haberini aldığı için telefona cevap veremedi. Tekrar çalan telefona küçük oğlu baktı. Genç adam, telefondaki yetkiliden babasının da kaza geçirip aynı hastaneye kaldırıldığını öğrendi, bitkin haldeki annesine...





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Kesinlikle sürükleyici ve odak kaybı yaşatmadan zevkle okudum
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim Sevgi Hocam.
Ben teşekkür ederim . İyi de geldi hikaye ye odaklanmak
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Kalemine yüreğine sağlık.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Öğretmenim teşekkür ederim…