Edremit’in çarşamba pazarında yankılanan sesleri hâlâ kulaklarımda yankılanır “Abe Hasan dayı, ne zaman yiyeceğiz türlüyü?” Dedem, bir dönem aşçı yamaklığı yapmış, elinin lezzeti dillere destan bir insandı. Anneannem mutfağa mesafeli dururken, dedem mutfağın kalbinde yaşayan bir ustaydı. Çocukluğumda onunla pazara gittiğimde esnafın gözlerindeki heyecanı görürdüm. Türlü, sadece bir yemek değildi. Edremit’in dostlukla yoğrulmuş hatırasıydı.
Annemden dinlediğim gençlik hikâyelerinde, Tepe Gazinosu’nda güveçlerde pişen yemeklerin kokusu Edremit hal binasına yayılırdı. Esnaf, dedemin pişirdiği türlüden tatmak için sıraya girerdi. O sofralarda herkes bir şeyler katar ve biri etini, biri sebzesini, biri soğanını… Dedem ise bütün malzemeleri imece usulü birleştirir, bereketiyle sofraları donatırdı.
Büyüdükçe anladım ki mesele yemek değilmiş ve mesele, birlikte üretmenin ve paylaşmanın sıcaklığıymış. O uzun sofraların sohbetine yetişemedim belki, ama dostluğun meyvesini hâlâ yiyorum. Dedemin türlü yemeği, Edremit’in sokaklarında bir kültür, bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor.
Sevgili Dedemin hatıraları.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Ne güzel imrendim gerçekten.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim imrenerek büyüdüm
“Mesele yemek değilmiş ,birlikte üretme ve paylaşmanın sıcaklığıymış.” Çok güzel ifade etmişsin kalemine sağlık canım.👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim canım 🥰
Bereketli sofralar ve o dostluklar… arar olduk…
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Aynen öyle malesef