Bir gün dönmeyecekse gidenler, yollar niye vardır gerçekten? İnsan bazen bu soruyu yalnızca yollara değil, kendine de sorar çünkü yol dediğimiz şey sadece iki şehir arasındaki mesafe değildir; biraz bekleyiştir, biraz ihtimaldir, biraz da kalbin “belki” diye sakladığı son cümledir.
Gidenin ardından en çok yollar kalır. Kapının önünden geçen sokak, akşam olunca yanan lambalar, uzaklarda bir yere uzanan köprüler… Hepsi sanki bir dönüşe hazırlanıyormuş gibi dimdik durur. Oysa insan bilir; bazı gidişler bavulla değil, susarak yapılır. Bazı insanlar uzaklaşmaz sadece, içimizdeki yerini de ağır ağır boşaltır.
Yine de köprüler yıkılmaz çünkü köprülerin görevi yalnızca gelenleri taşımak değildir; bekleyenlerin umudunu da ayakta tutar. Sokak ışıkları bu yüzden yanar belki. Karanlıkta kimse yolunu kaybetmesin diye değil sadece; bir kalp, gecenin ortasında tamamen yalnız hissetmesin diye.
Dönmeyecek olanın ardından yol hâlâ uzanıyorsa, bu biraz da kalan içindir. İnsan, gidenin ardından yürümeyi öğrenir. İlk zamanlar her sokak bir yara gibi sızlar; her köşe, eski bir sesin yankısını taşır. Sonra yavaşça anlar insan: Bazı yollar geri getirmez ama dayanmayı öğretir. Bazı köprüler kavuşmaya değil, kabullenişe çıkar.
Belki de mesele gidenlerin dönüp dönmemesi değildir. Mesele, bizde kalan bekleyişin neye dönüşeceğidir çünkü insan bazen birini beklerken kendine varır. Bir sokak ışığının altında, bir köprünün başında, uzun bir yolun sessizliğinde anlar: Gitmek birinin tercihi olabilir; ama yıkılmamak, kalan kişinin en soylu direnişidir.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.