Hayat, bazen dışarıdaki fırtına gibi ansızın patlar. Önce uzaklardan gelen bir gök gürültüsü ile haber verir kendini; kalbinin derinliklerinde hissettiğin o belli belirsiz huzursuzluk gibi. Sonra, tüm göğü bir anlığına aydınlatan bir şimşek çakar; zihninde parlayan acı bir hatıra, yüzüne tokat gibi inen bir gerçek gibi. İşte o an anlarsın, fırtına artık sadece dışarıda değildir, ruhunun en ücra köşelerine kadar sızmıştır.
İçimdeki bu fırtına dinmek bilmezken, sığındığım bu eski ahşap evin her yanı geçmişin sesleriyle dolu. Attığım her adımda ahşap zeminin gıcırtısı, sanki söylenmemiş sözlerin, yaşanmamış anıların fısıltısını taşıyor kulaklarıma. Her gıcırtı, kalbimde unutulmaya yüz tutmuş bir anıyı tetikliyor, sanki gökyüzü tüm anıları bir yıldırımla zihnime düşürüyor. O anların aydınlığı, şimdinin karanlığını daha da bir belirgin kılıyor.
Böyle anlarda insan, en küçük bir aydınlığa bile muhtaç kalır. Elektriklerin kesildiği bu fırtınalı gecede, titrek alevleriyle odayı loş bir sıcaklığa boğan mum, umudun en saf hali gibi duruyor masanın üzerinde. Tıpkı onun gibi, içimdeki umut da hemencecik sönüverecek kadar narin, ama yine de karanlığa meydan okuyacak kadar inatçı. Masanın diğer ucundaki gaz lambası ise daha metanetli bir bekleyişin simgesi; alevi daha kararlı, etrafına yaydığı ışık daha güven verici. Geçmişin bilgeliğiyle şimdinin belirsizliğine ışık tutmaya çalışan yaşlı bir ruh gibi…
Ve tüm bu kaosun ortasında, ocağın üzerinde sakince demlenen bir demlik çay. Onun odaya yayılan buğusu, fırtınanın uğultusunu, zeminin gıcırtısını bastıran bir sükûnet ninnisi sanki. Demini aldıkça rengi koyulaşan çay, zamanla olgunlaşan, acısıyla ve tatlısıyla demlenen duygularımızın bir yansıması. Her bir yudum, içimdeki fırtınayı bir anlığına dindiriyor, göğsüme oturan o gök gürültüsünü hafifletiyor.
Belki de hayat, tam olarak budur. Dışarıda ve içeride kopan fırtınalara, zihni aydınlatıp sonra tekrar karanlığa boğan şimşeklere rağmen, bir mum ışığının titrek umuduna, bir gaz lambasının metanetine ve bir demlik çayın sıcaklığına sığınabilmektir. Çünkü en şiddetli fırtınalar bile, bir demlik çayın etrafında toplanan sükûnet karşısında eninde sonunda diner. Geriye, ahşap zeminin gıcırtısında saklı anılar ve demini almış bir huzur kalır.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yüreğine sağlık her zaman ki gibi muhteşemsiniz
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok teşekkür ediyorum.
Düşündürücü çok güzel Kalemine yüreğine sağlık hocam tebrik ederim 👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ediyorum hocam 🙏