Ne kadar güzel hayaller kurarız değil mi?
Doğduk, büyüdük, okuduk, iş insanı olduk, çoluk çocuğa kavuştuk; tuzumuz kuru, her şeyimiz yerinde, kimseciklere ihtiyacımız yok ve süper gidiyoruz...
O kadar süper gidiyoruz ki yolda yürürken her bir yerlere gülücükler atıyoruz, tanıdığımız tanımadığımız her kimselerle selamlaşmaklardan artık resmen yorulduk ama kimseleri kırmamak adına yerdeki otlara, gökteki kargalara ve bir ağacın altından geçerken kafamıza sıçan güvercinlere bile el sallıyoruz yorgun kollarımızla.
Bitmeyen kosuşturmalar, verilmesi gereken siparişler, yapılması gereken iş anlaşmaları ve bu hayat sonsuza kadar sürse biteceğinin sinyallerini vermeyen iş koşturmacaları.
Zaman zaman eşler ihmal ediliyor ama bu asla sorun değil çünkü her şey tıkırında, çocuğunun suratını altı ay göremediğin süreçlerden geçiyorsun belki ama yine en ufacık sorun yok.
Anan memnun, baban memnun, kardeşlerin, akrabaların, eşin, çocuğun; sevdiğin, sevmediğin herkes senden memnun ve telefonların hiç susmuyor. Öyle ki sen bile akan zamanın farkına bile varamıyorsun.
Yolda geçerken sokak lambasının dibine pineklemiş yaşlı bir amca görüyorsun ve hayatında ilk kez o sırada elindeki Kuranı sessiz sedasız okumakla meşgul olan amcaya sahte de olsa bir gülücük atıp cebindeki en küçük banknotu bırakıyorsun adamın önündeki kutucuğa.
Hayat koşturmacaları öyle bir içine çekiyor seni ki zamanın su gibi aktığından haberdar bile olamıyorsun.
Çocuklar büyümüş, senin ve eşinin beli bükülmüş ve yapayalnız yaşadığın sokak barakasında elindeki son cigarayı tüttürürken iç çekiyorsun sessizce:
Ah ulan ah ah!
Eşinin elleri ellerini tutuyor ama nankör insanlara olan kırgınlığın bir türlü üzerinden kalkmak istemiyor.
Ne kalabalık zamanlardan gelmiştin sen oysaki; şatafatlı hayatlar, dinmek bilmeyen eğlenceler, sabahlara kadar kadehleri boşaltmayan içkiler...
Ta ki o tsunamiye kadar...
Elindeki avucundakini çalan iş arkadaşların, anasını babasını artık istemeyen öz evlatların ve saçını sakalını tez vakitlerde ağartan, çekemeyen gizli düşmanların.
Uğradığın ihanetler de işin cabası. Hep sen söylerdin ya düşmanına elini kaptırmayacaksın diye... iyi gün dostlarına, gizli düşmanlara ve art niyetli sahte yoldaşlarına kolunu kaptırdığından her şeyin en sonunda haberin oldu maalesef.
Uğradığın ihanetler, atılan asılsız iftiralar ve ruhun bile duymadan çekildiğin uçurumlar gözünün önünde canlandıkça iç çekişlerin artıyor ama içine atıyorsun yine de. Çünkü her şartta yanında olan eşine kıyamıyorsun, çünkü o senden daha hassas.
Çok uyarmıştı seni zamanında:
Hayatım girme bilmediğin işlere. Bir aksilik olursa uçurumlar bize acımaz, diye...
Ama o zamanki " her şeyi ben bilirim " havaların ve sanki her şeyin sahibi senmişsin gibi davranışların kalbini karartmış, gözlerine asla kaldıramayacağın örtüler çekmişti tam anlamıyla.
En yakın dostlarının eliyle hedefine oturtulduğun uçurum sessizce takip etti seni. Yaşadın, öyle bir yaşadın ki gözünün önünde cereyan eden anormal eylemlere aldırmadın bile, çünkü sen etrafındaki insanlara çok güveniyordun ve hiç birine toz kondurmadın bile.
Oysa ne olursa onlardan olacaktı zaten. En büyük düşman en yakınlardan çıkar kuralına hiç tenezzül etmedin niyeyse...
Tuzu kuru ortamların soluyanları sana acır mı?
Gün de her saat başı telefonunu çaldırmayı huy edinmiş sahte arkadaşlarının gözleri ayaklarından kayarmıydı hiç sanıyorsun?
Her şey kötü günlerin başladığı ana kadardı oysaki. Kendilerinden her anlamda güçlü olanların taptığı güç senin elinden çekilip alınınca sen, yerdeki çöp tanesinden farksız oldun onların gözünde.
Çaya çağırdın gelmediler, yemeğe çağırdın icabet etmediler, yollarınız kesişince sana çaktırmadan yollarını değiştirdiler ve zamanında sensiz bir salise zaman geçirmeye dayanamayanlar selamına bile katlanamaz oldular.
Niye ağlıyorsun ki şimdi?
Aşırı olumlu düşüncelere kapılmışken hatırına getirmediğin ihtimallerin kurbanı olmayı özellikle seçen sensin.
Yetimin kafasına, öksüzün saçlarına merhametle dokunup, düşkünleri hiç bir şartta önemsemeyen sensin.
Para, para, para derken sonsuza kadar o paranın kulu olmayı tercih eden yine sendin.
Yükseğe çıkarken tersi yönde adım atabileceğini hesap etmeyen ve bir an olsa bile kazandıklarında başkalarının da hakkı olabileceğini hiç hatırına getirmeyen yine sensin.
Ne zaman kafanı önüne eğsen, iç çekip " insan " diyerek akıtıyorsun göz yaşlarını gizli gizli.
Ey insan!
Unutma ki sen de insansın!
Hadi kalk! Şimdi o sokak lambasının dibine oturma zamanı geldi.
Kuran'ını eline al ve orada sessizce insanı oku!
Saygılarımla





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.