YazYorum
Deneme10 Haz 2026

Metruk Yapı

Ne zamandır terk ettik bu diyarları?

Sefer Eroğlu|10 Haziran 2026|2 dk okuma
127 görüntülenme|3 yorum

Bir bina düşün ki yıllara meydan okumuş. Belki çok kaliteli yapı taşlarından oluşmamış ama içerisinde yaşayanlardan almış olduğu manevi güç, yıllara, on yıllara, yüz yıllara hatta bin yıllara bile meydan okuyor.

Nesilden nesile nice mutlu insanlar dokunmuştu o yapının duvarlarına. Gizli gizli okunan şiirler, aşk mektupları, acı itiraflar ve belki de o evi bile ağlatan duygusal coşmalar yaşanmıştı o evin içerisinde.

Müstakil, geniş bir arazinin içerisinde ama konumunu kendisi de çok seviyor. Denize münhasır duruşunu değil, o yapı içerisindeki insanları seviyor.

Nice nesiller ellerinden geçti. Kimi zaman yavrusunu pışpışlamayı unutan annelere merhamet göstererek kundakdaki bebeye kendisi şefkat sözcükleri ile fısıldayıp uyuttu onu hiç kimsecikler görmeden.

Bazen aynadan gözlerini kaydırıp bakışlarını yerlere düşüren evin hanımının saçlarını hissettirmeden okşayarak acısını hafifletmeye çalıştı kendi kalp zenginliği ile.

Bazen, gırtlağına kadar borca batmış evin reisinin stresini damarlarından çekebilmek için esmediği halde sanki Meltem rüzgarı mesaiye kalmış gibi nefesiyle huzur buldurmaya çalışır beyfendiye gizli gizli.

Çoğu zamanda istemeden şahit olduğu kavgaların arasına girmekten korkmaz, kastı kendisine olmamasını bildiği halde kendi vücuduna indirilen yumrukları kendine dert edinmeden kanını dökmeye razı olur yerlere, yeter ki öfke sahibinin acısı daha fazla olmasın diye.

Dedeler, nineler, amcalar, halalar ve biz derken bir gün hiç istemediği o elim ayrılış yaşlarına bırakır kendisini resmen.

İçerisinde yaşayanlar o güne kadar yağan yağmurlara, çatlayan sıvalara, düşen kiremitlere hemen müdahale eder, eve gözü gibi bakardı.

Ama ne zamandır hasret kaldığı tek bir nefesin hasretini çekiyor metruk yapı:

İnsan nefesi!

Nice badireleri beraber atlatmıştık, depremleri, yangınları, yağmalamaları, işgalleri, soykırımları bile püskürtmeyi başarmıştık hep beraber.

Ve bıraksan binlerce yıl daha kendisini seven ve kendisinin sevdiği insanların üstlerinde dam olacaktı oysaki...

Ama artık tavanı aşıp zemine damlayan yağmur damlalarına önlem alacak kimsesi yok.

Bir yerine bir darbe alsa kendisine yama yapacak merhametli bir eli yok.

Ve ormanlardan dahi rahatlıkla duyulan hıçkırıklarını dindirebilecek bir arkadaşı yok.

Kendisi hakkında verilmiş bir yıkım kararı yok ama beşonlarının dizleri titriyor, sanki yere devrilmeye ramak kalmış bir ceset gibi son anlarını yaşıyor ayaklarının üzerinde.

İçerisinde cinler, kertenkeleler, akrepler, karıncalar, örümcekler ve envai çeşit böcekler cirit atıyor ama o onların hiç birini istemiyor açık açık.

Seni istiyor!

Beni istiyor!

Bizi istiyor!

Ne zamandır terk ettik buraları?

Bir el atabilsek belki de her şey bambaşka olacak...

Bir el atsak belki de saçlarındaki mantarlarından kurtulacak...

Bir el atsak belki de ozon deliklerini tıkayıp, dizleri en az bin yaş daha gençleşecek...

Neredesin?

Neredeyiz?

Devrilmeye ramak kaldı...

Sadece insana muhtaç duyuyor, sadece insana...

Saygılarımla

Tartışma

Yorumlar

3 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Sevgi Seçen|

Yüreğinize sağlık güzel bir anlatım ve bence nokta atışı sözünüz" Bir el atabilsek belki de her şey bambaşka olacak..."

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Sefer Eroğlu|

Teşekkür ederim. Meramımı anlatabilmek için sanatın sınırlarını zorlamaya çalışıyorum elimden geldiğince. Çok güzel bir noktayı yakalamışsınız, tebrik ederim

Sevgi Seçen|

Rica ederim

Devam et

Benzer yazılar

Deneme23 Haz 2026

Sahtesi çarpıyor

Bu bir eksilme değil, sadeleştirme ve kendine yakınlaşma hikâyesidir.Sahte ilişkiler ve yapaylıklar arasında kendini korumayı, gerçek bağları fark etmeyi ve içsel dengeyi bulmayı anlatıyor

Sevgi Seçen·2 dk·1·54