Ruhum, sol kenarı kırmızı şeritli, çizgili bir defterdi... İlk cümlesi kusursuz başlamalı, harfler düzenli bir şekilde yan yana dizilmeliydi. Eğri bir çizgiye, aceleci bir harfe, lekelenmiş bir heceye tahammülüm yoktu. En küçük hatada hırçınlaşır; karalar, siler, gerekirse o sayfayı, canını acıta acıta yırtıp atardım. Her kopan kâğıtla birlikte ruhumdan da bir parçanın eksildiğini, o bembeyaz sayfaların aslında ömrümden eksilen günler olduğunu o zamanlar bilmezdim. Defteri hoyratça ve telaşla tüketirken, arkadan hep daha lekesiz, daha göz alıcı sayfaların geleceğine, hayatın bana hep yeni pencereler açacağına inanırdım. Geleceğin o dipsiz kuyusuna güvenir, elimdeki sayfaları fütursuzca savururdum.
Yolun yarısına gelip de durduğumda anladım defterin sonuna yaklaştığımı. Zamanın amansızca daraldığını hissettiğim o eşikte, geriye dönüp o hırpalanmış sayfalara baktığımda acı bir gerçekle yüzleştim: O temiz sayfalara vuran ve satırları kirlettiğini sandığım mürekkep, aslında kendi ellerimle parçaladığım ruhumun sızıntısıymış. Kendimi var etmek, dünyaya kusursuz bir imza bırakmak isterken; nasıl da parça parça yok olduğumu, kendimi nasıl tükettiğimi o an gördüm. Sayfalar azaldıkça, içimdeki o kibirli usta da sessizce tahtından çekildi.
Sil baştan başlamak, yeni bir hikâye yazmak için saf bir umutla yeni bir defter bekledim; fakat gelmedi. Zaman, biten sayfaların yerine yenisini vermiyordu; gideni geri getirecek bir sihir yoktu. Çaresiz kaldım ve eski, hırpalanmış defterimin satır aralarına, o daracık, unutulmuş boşluklara sığınmaya başladım. Haliyle, o yıllarca uğrunda ruhumu feda ettiğim katı nizam, o sahte düzen tamamen bitti. Yırtılan, karalanan, eksilen boşluklara ne kadar yama yapmaya, dışarıdan yeni ve temiz kâğıtlar eklemeye çalışsam da dikiş tutmadı; eğreti durdu her yeni dokunuş. Sonradan eklenen her beyazlık, eski yaraları gizlemek yerine daha çok ifşa ediyordu.
Çünkü ruhum artık o dayatılmış, yorucu kusursuzluğu taşımak istemiyordu. Maskelerden ve ideal kalıplardan yorulmuştu. O şimdi; darmadağınık, üzeri hoyratça çizilmiş, devrik cümlelerle dolu ama bütünüyle gerçek, bütünüyle çıplak ve samimi olan o eski, yaralı yapraklarını arıyordu. Kendi hatalarıyla barışmış, çizgilerin dışına taşan o kusurlu ama asıl yaşayan sayfaları özlüyordu. Çünkü hayat, düz çizgilerin arasında değil, o karalamaların samimiyetinde gizliydi.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Toplumumuzun defter hesabını bakkal hesabına indirgemiş durumdan. Bu günlerde kalem kâğıdı unuttuğumuzu hatırlattınız. Yüreğinize, kalemize sağlık👏👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok teşekkür ediyorum. 🙏🙏
Kalemine yüreğine sağlık hocam tebrik ederim 👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ediyorum hocam 🙏