"Gidelim," dersin.
Nereye diye sormaz. "Ne oldu, neyin var?" demez. Bilir çünkü; bazen gitmek sadece gitmektir, bir adrese varmak değil.
Gideriz. Her zamanki köşeye, her zamanki masaya otururuz. Garson daha biz bakmadan ne getireceğini bilir ama yine de adettendir, ufak bir rakı söyleriz yanına. Kavun ve peynir gelir; masanın ne neşesi ne de hüznü olan, sadece orada duran o tanıdık dekor. Birer naneli sigara yakarız peş peşe. Dumanı mentol kokar, nefesi ferahlatır ama içindeki o amansız zehri gizleyemez.
Konuşmayız. Öyle derin sohbetlere, havadan sudan laflamalara prim vermeyiz biz. İki yabancı gibi değil ama birbirini kelimelerden arınacak kadar iyi tanıyan iki gölge gibi sadece içeriz. Kadehler kalkar, iner.
Sonra o şarkıyı isteriz. Orhan Gencebay dökülür hoparlörden: "Sevmenin zamanı yok, mevsimi hiç yok..." Masadaki dilsizliğin üzerine serilir o tanıdık, sitemkar melodi.
Hesap vakti geldiğinde, ikimizin eli de aynı anda uzanır garsonun avucuna. Göz göze geliriz. Birimiz parayı usulca geri çeker, onun yerine paketinden bir naneli sigara daha uzatır. "Bunu ben hallettim," demenin en sessiz yoludur bu.
Yeniden susarız. Şarkı çalmaya devam eder, kadehler son kez dolar. Ayarımız bellidir bizim; İzmir tek ayarında, tam kıvamında. Ne eksik, ne fazla. Üç duble ona çıkar o şişeden, üç duble bana.
Kalkarız sonra. Hak edilmiş bir sessizliğin vakurluğuyla evlere doğru yürürüz. Önce onu evine bırakırım, kapısının kapanma sesini duyar, sonra kendi evime geçerim.
Üzerimdeki o ağır suskunlukla mutfağa yürürüm. Tezgahın üzerinde duran şişeden bir duble daha doldururum kendime. Bu kez yalnız, bu kez tamamen çıplak bir sessizlik. Balkona çıkarım.
İçimden bir ses, sanki bütün gece avaz avaz bağırmışım gibi, "Çok konuştuk," der. "Kafam şişti, susalım artık." Masada tek kelime etmemişizdir oysa ama insanın kendi içiyle yaptığı o amansız kavga, en gürültülü sohbetten daha çok yorar zihnini.
Kadehi dudaklarıma götürür, balkonun korkuluklarına yaslanıp karşıda uzanan dağlara bakarım.
Gece kapkaradır. Dağlar soğuktur, rüzgarlıdır. Ama her şeye rağmen orada, dimdik ve güçlü dururlar. Ve en önemlisi, tıpkı bizim gibi, uçsuz bucaksız bir sessizlik içindedirler.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.