Suskunluğun Dili
İnsan, dünyaya bir sesle gelir; ağlayarak… İlk tepkisi bile bir varoluş ilanıdır. Sonra büyür, kelimeler edinir, kendini anlatmayı öğrenir. Sevinçlerini çoğaltır, acılarını bölüşür. Ama zamanla fark eder ki her duygu, her kırılma kelimelere sığmaz. İşte o zaman başlar suskunluğun dili.
Tepki yitimi sanılan şey, çoğu zaman bir eksilme değil, bir taşmadır. İçinde büyüyen duygular, artık kelimelerin dar kalıplarına sığmaz. İnsan konuşmak ister ama hangi kelimeyi seçse eksik kalacağını bilir. Bu yüzden susar. Çünkü bazı yaralar anlatıldıkça küçülmez; aksine, anlatılamadıkça derinleşir.
Susmak, çoğu zaman bir kabulleniş gibi görülür. Oysa suskunluk, bazen en keskin reddiyedir. Söyleyecek çok şey varken hiçbir şey söylememeyi seçmek, bir vazgeçiş değil; bir sınır çizimidir. İnsan, kendini anlatmaktan yorulduğunda değil, anlaşılmamaktan yorulduğunda susar. Ve bu susuş, içten içe büyüyen bir haykırıştır.
Bir noktadan sonra kelimeler, insanın yükü olur. Her cümle, biraz daha eksiltir içindekini. İşte o an, insan kendine döner. İçinde konuşur, içinde kırılır, içinde toparlanır. Dışarıya kalan yalnızca bir sessizliktir. Ama o sessizlik, boş değildir; anlamla, kırgınlıkla, hatta bazen onurla doludur.
Çünkü susmak, her zaman yokluk değildir. Bazen bir duruştur, bazen bir vedadır, bazen de kendini korumanın en zarif yoludur. Herkesin duyduğu sesler vardır; ama herkesin duyamadığı suskunluklar da…
Ve siz, o sessizliğin içinde büyüyen kelimeleri duymadınız.
Ben sustum, beni dilsiz sandınız.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Benim gibi birçok insanın duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş bu yazı, muhteşem
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Çok güzel kaleminize yüreğinize sağlık 🙏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.