Burada yazıma konu edeceğim insanın Mimar Sinan olduğunu zennediyordum ama öyle değilmiş, konuya bahis olacak olan şahıs Osmanlı zamanında yaşamış, şeyhi Üftâde Hazretleri olan Aziz Mahmud Hüdâyî'dir.
Buraya kadar internet bilgilerinden yararlandım, buradan sonrasını kendi bilgi daarcığımdan yararlanarak kaleme alayım istiyorum, doğaçlama olarak.
Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri çocukken çok aşırı zeki imiş ve bu zekiliğinden dolayı eğitim basamaklarını çok hızlı çıkarak normalde ortaokul birinci sınıftaki (kendi okuduğum zamanlarla ilgili eğitim sistemini baz alarak söylüyorum) akranlarıyla aynı sınıf ortamının havasını soluması gerekirken kendisindeki ışığı gören eğitmenlerinin tercihleri doğrultusunda kendisini lise öğrencilerinin soluduğu havayı solurken bulur.
Medrese öğrencilerini eğitmekte olan Üftâde Hazretleri, öğrencilerinin arasındaki Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerinin zeka üstünlüğünden öyle etkilenirki, ona olan sevgisi belli bir zaman sonra diğer öğrencilerin dikkatini çeker ve bu yüzden hafif kıskançlık belirtileri baş göstermeye başlayınca Üftâde Hazretleri, diğer öğrencilerine Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerine olan aşırı sevgisinin nedenini bir imtihan ile göstermek ister.
İmtihan için her öğrenciye birer tavuk ya da horoz ve birer adette bıçak vererek bu hayvanları hiç kimsenin göremeyeceği yerlerde kesip kendisine getirmelerini ister.
Hayvanları ve kesim aletlerini alan öğrencilerin hemen hepsi kendilerine verilmiş olan vazifelerini başarıyla yapmış olmanın sevinciyle kısa sürede hocalarının yanına kesilmiş hayvanlarla gelirler ama saatler geçmiş olmasına rağmen gelmeyen bir kişi olur ve hepsi de o gelmeyeni birazcık merak birazcık da alaya alarak beklerler.
Günler geçer o öğrenci hala ufukta gözükmez.
Beş ya da altıncı günün sonunda Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri bir elinde kansız bıçak öbür elinde de omuzundan arkasına sarkıttığı canlı horozuyla hocasının karşısına çıkıp gelir.
Hocası Üftâde hazretleri öğrencisine sorar:
Hayırdır evladım, niçin kesemedin horozu?
Hocasından duyduğu sorusunu şu şekilde yanıtlar öğrencisi:
Efendim, ' kimsenin görmediği yerde kesin' buyurdunuz. Ancak ben nereye gittiysem, Cenab-ı Hakk'ın beni gördüğünü ve murakebe halinde olduğunu hissettim. O'nun görmediği tek bir an veya mekan bulamadım. Bu sebeple emri yerine getiremedim, şeklinde cevap verir.
Bu cevap karşısında çok duygulanan Üftâde Hazretleri, Aziz Mahmud Hüdâyî'yi diğer talebelerinden ayrı tutarak onu manevi evlat edinir ve üstün derecelere ulaştırır.
Gelelim zamanımıza, gelelim bize...
İki kişi olup, üçüncü kişinin görmediği zamanlarda ve mekanlarda o kişi ya da kişiler hakkında yaptığımız dedikodu ve gıybetler olsun...
Mevlana Hazretlerinin ' Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün' sözüne muhalefet edip, yalnızken başka toplum içerisinde iken bambaşka hallerimiz olsun...
Hiç kimseye çaktırmadan aldığımız rüşvetler, çaldığımız paralar, yapayalnız olduğumuzu hissettiğimiz zamanlarda ona buna yaptığımız küfürler, sövgüler, hakaretler olsun...
Başkalarına en medeni, en modern davranıp evde eşine, çocuğuna yaşattığımız cehennem azapları olsun...
Ne kadar güvendeyiz değil mi kendimize göre(!), nasıl olsa bizi hiç kimse görmüyor ne de olsa...
Kırdığımız kalplerden hiç kimse haberdar değil, bizim yüzümüzden dökülen göz yaşlarını kimsecikler bilmiyor ne de olsa...
Acaba öyle mi?
Ne dersin, sen, sana verilen o horozu kesebildin mi?
Saygılarımla





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.