YazYorum
Deneme19 May 2026

AYNA

bır kadın aynada kendisiyle yüzleşir ve gördüğü kişinin aslında içindeki yorgun, bastırılmış hali olduğunu fark eder. Babasının öğrettiği ama nasıl yapılacağını hiç açıklamadığı “güçlü olma” baskısı, onun içinde sürekli konuşan bir iç sese dönüşmüştür.

Aylin Turan|19 Mayıs 2026|2 dk okuma
224 görüntülenme|2 yorum


Ayna bana bakmıyordu.

Ben ona bakıyordum.

Bu farkı yıllar sonra anlayacaktım.

Banyodaki ışık her zamanki gibi acımasızdı. Ne sakladığımı ortaya çıkaran türden. Yüzümdeki çizgiler, uykusuzluğun bıraktığı izler, dudaklarımın kenarında asılı kalan o yorgun ifade… Hepsi oradaydı. Kaçacak bir yer yoktu.

“Bu musun?” dedim sessizce.

Sesim yankılanmadı. Ayna cevap vermezdi zaten. Onun görevi susmaktı. Görevi göstermekteydi.

Babam yaşasaydı, bu yüzü tanır mıydı diye düşündüm. Tanımak istemezdi belki. Çünkü bu yüz, onun sustuklarının devamıydı. Söylenmeyen cümlelerin mirasıydı. Bana kalan tek şey.

Elimi lavabonun kenarına koydum. Soğuktu. Gerçekti. Aynadaki kadın ise fazla tanıdıktı ama bir o kadar da yabancı. Gözlerim bana ait değildi sanki. İçinde sürekli bir şeyleri tartan, hep eksik bulan bir bakış vardı.

“Güçlü ol,” derdi babam.

Nasıl olunacağını hiç anlatmadan.

O gün ilk kez aynadan kaçmadım. Yüzümü çevirmedim. Işığı kapatmadım. Kendime acımadım da. Sadece baktım. Uzun uzun.

Çünkü bazı yüzleşmeler ertelenirse büyür.

Bazı aynalar ise kırılmadıkça insanı bırakmaz.

O sabah, kendimden kaçmamaya karar verdim.

Kaçacak başka kimsem kalmamıştı zaten.

Ev sessizdi.

Ama bu sessizlik huzurlu değildi. İçinde bir şeyler kıpırdıyordu. Söylenmemiş cümleler gibi. Yarıda bırakılmış hayatlar gibi.

Salondaki koltuğa oturdum. Babamın en sevdiği yerdi orası. Televizyonu kapatır, kimseyle konuşmadan saatlerce tavana bakardı. O zamanlar bunu yorgunluk sanırdım. Meğer susmayı öğreniyormuş.

Ben susmayı ondan öğrendim.

Ama iyi bir öğrenci olamadım.

İçimde sürekli konuşan bir ses vardı. Bazen benim sesim gibi, bazen ona çok benzeyen. Ne zaman duracağımı bilmiyordu. Ne zaman acıtacağını ise çok iyi biliyordu.

“Abartıyorsun,” diyordu.

“Geçti artık.”

Geçmeyen şeylerin en çok söylediği cümleydi bu.

Ayağa kalktım. Pencereye yürüdüm. Dışarıda hayat vardı. İnsanlar bir yerlere yetişiyor, bir şeyleri kaçırmamak için hızlanıyordu. Ben ise hep aynı yerdeydim. Aynı düşüncenin içinde dönüp duruyordum.

Babamın ölümünden sonra zaman ilerlemedi.

Sadece tekrar etti.

Bir an, onun kapıdan içeri girdiğini hayal ettim. Ceketini askıya asacak, ayakkabılarını düzeltmeden bırakacak, bana bakmadan “Yemek var mı?” diyecekti. Ben de her zamanki gibi “Var” diyecektim. Ne olduğunu söylemeden.

Hayal bittiğinde odam daha da küçüldü.

Sessizlik ağırlaştı.

İçimdeki ses bu kez fısıldamadı.

“Onu affetmedin,” dedi.

Haklıydı. Affetmek için önce kızmak gerekirdi. Ben kızmayı bile kendime yasaklamıştım.

O akşam ilk kez şunu kabul ettim:

Acı sadece yaşanan bir şey değildi.

Bastırılan da can yakıyordu.

Ve bazı sesler susturulmazdı.

Ancak dinlenirdi.


Tartışma

Yorumlar

2 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Sevgi Seçen|

Yüreğinize sağlık ve iki cümle beni benden aldı Bazı aynalar ise kırılmadıkça insanı bırakmaz. Kesinlikle katılıyorum ve Çünkü bazı yüzleşmeler ertelenirse büyür. Tamamen katılıyorum 👏

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Aylin Turan|

içimiz büyüyen yüzleşmelerle dolu hocam malesef

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Haz 2026

Ağır Gelen

"​Öfkenin ve kinin tamamen sebepsiz olmadığı, aslında bu duyguların çoğu zaman insanın kendisini koruma biçimi olduğu unutulmamalı."

Aybike Kazak·2 dk·4·57