Eşyaların da bir hafızası vardır; öyle ki, bir sandalyenin sırtına bırakılmış hırkaya bir duygu siner, bir ömrün izleri onda asılı kalır. O hırka artık sadece bir giysi değildir; sahibinin teninin sızısını, yaşanmış anılarını, düşüncelerinin ağırlığını taşır. Bir yabancı el dokunsa, sanki orada olmayan o kişiye dokunuyormuş gibi bir ürperti duyulur; eşyalar, sahiplerinin suretini sadakatle saklar.
Masanın üzerinde unutulmuş bir bardak, sürahinin yansımasında parmak izlerinin haritasını taşır; sanki o kişi az evvel oradaymış gibi taze ve canlıdır. Koltuğun eskimiş döşemesindeki motifler, onun oturuşunun hüznünü ve sevinçlerini sessizce fısıldar. Parkelerin gıcırtısı ise artık sadece bir ses değil, o kişinin yokluğunda evin çıkardığı bir haykırıştır. Her adım, o sesi duyabilmek için atılan, sessizliğe adanmış bir ritüele dönüşür.
Loş ışığın perdeye vuran aksinde, zamanın donup kaldığı o derin sükûnet izlenir. Duvarların anlatmak istediği bir hikâye vardır; yerleşen tozun, dökülen boyanın ve zamanla rengi solmuş perdelerin altında saklı bir yaşanmışlık. Camlardaki o yarı görünen lekeler, yaşanan her anın, kurulan her cümlenin, zamanla sönüp giden sohbetlerin ve çınlayan her gülüşün şahididir. Evin içindeki o ağır, o yoğun nostaljik koku, aslında sadece odalara sinmiş bir hatıra değil; bir zamanlar orada var olanın, eşyaların içinde bıraktığı ebedi nefesidir.
Bu ev artık sadece dört duvar ve bir çatı değil, zamanın durduğu, anıların ise can bulduğu bir müze gibidir. Her bir eşya, sahibiyle kurduğu o derin bağın ağırlığını taşırken, mekânın kendisi de bu yaşanmışlığın yükü altında yavaşça kendi içine doğru saklanır. Zaman akıp gitse de, burada yaşanmış her saniye, eşyaların sessizliğinde yankılanarak nefes almaya devam eder.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Her zaman ki gibi muhteşem olmuş
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum 🌸
😊🌸