YazYorum
Öykü12 Tem 2026

B:5 KEŞİK 1

Örs ün üstünde kızgın demir dövülür. Dövüldükçe şekil verilir. Çocuklarda birer ham demir gibi şekillenir mi? Aile demir ocağı mı olmalı? Özlemle anılan, anlatılan geçmiş neden bu kadar acı verici?

Yuzika|12 Temmuz 2026|7 dk okuma
515 görüntülenme|3 yorum

B 5: KEŞİK 1

Keşiğe eşik kala avlu ana baba gününe döndü; fırın yakıldı, keşik yemeği telaşı başladı. Hayat kapısının önündeki iki ferik ile bir horozu yakalama işi bize kalmıştı. Dibeğin yanında Şerif Amcam’ın en büyük oğlu tavukları tek hamlede kesti, Maviş Abla’ma uzattı. Küçük amcamın ortanca oğlu İshak’la birlikte köyü turlayıp misafirleri yemeğe çağıracaktık. Çakmak taşım, her zamanki gibi cebimde yerini almıştı.

Avlu ırgıncağındaki koç boynuzlarına baka baka fırladık dışarı. Köyün tozlu yollarında bir yarış, bir yakalamacılık, oyun üstüne bir başka oyun... Gâvur puarının yanındaki Hoca Dayı’nın evine doğru uçarcasına vardık. Önce ben öndeydim, derken İshak arayı açtı. Tepedeki güneş kimin umurunda? Bir aşağı bir yukarı, koştur Allah koştur…

Kahverengi, iki kanatlı kapının önüne nefes nefese vardığımızda ikimiz birden bağırdık:

— Ooo Hoca Dayı! Hoca Dayııı!

İçeriden kalın bir ses yükseldi:

 — Geliyim ha! Çatladınız mı? Bağırman!

Kapı gıcırdadı, siyah tokmak tık etti. Aralıktan sakallı bir yüz göründü:

— Ne var, ne oldu?

Hoca Dayı annem tarafından akrabamızdı.

— Akşam yemağne dedem seni çağırıy.

 — Akşam namazından sonra gelürüm. Selam söyle. Yaramazlık yapman, kulaklarınızı çekerim ona göre.

 — Tamam. Aleyküm selam.

Sıra Yaşar Dayı’nın evindeydi. Adımlarımızı hızlandırırken İshak’a döndüm:

— Hoca Dayı’nın sakalları çok güzel döğül mü?

— Ne güzeli oğlum ya?

— Güzel lan öyle dime. Emme sakallarından ben korkuyom.

— Niye lan?

 — Karıncaların çenesine hiç baktın mı? Hiç yüzlerini gördün mü? Ona benzetiym

. — Lan git ya!

Omuzuma sertçe dokundu:

— Ebesin!

Tozu dumana katarak fırladı. Arkasından baksam da sıcağı yara yara öyle bir kaçtı ki, Yaşar Dayı’nın evine şipşak vardı. Arkasından yetiştiğimde ağzım kupkuruydu, ciğerlerim körük gibi işliyordu. Bağırmaya mecalimiz yoktu. Son bir gayretle kesik kesik:

— Ayağım... takıldı lan... diyebildim.

İshak kahkahayı bastı. Çatal, kalın, anlaşılmaz sesiyle.

Bizim patırtımıza içeriden Pali ile Kupay yaygarayla karşılık verdi. Havladıkça birbirlerini coşturuyorlardı. Yaşar Dayı’nın büyük torunu Yaşar kapıya çıkıp seslendi:

— Ne oluy orda?

İshak’ın alnından süzülen ter gözüne kaçmıştı. Kirli avuçlarıyla gözünü ovuşturunca, yüzündeki toz çamura döndü:

 — Anam! Yandı gözüm!

İçeriye doğru bağırdım:

— Yaşar Dayı yok mu?

— Dedem tarlada, ne yapıynız oğlum siz?

 — Akşam yemağne bize gelecekmiş. Dedem çağırıy...

— Tamam, söylerim.

İshak tam gözünü açıp elini bana uzatmıştı ki bir adım geri kaçtım. Üzerime atıldı:

— Ebe! Yetiş yetişebilirsen.

— Ebeleyemedin ki oğlum!

Eğildim, yerden bir taş alıp arkasından fırlattım.

Taş havayı yararak giderken zaman durdu. Pali ile Kupay'ın sesi bıçak gibi kesildi. İshak bana doğru dönerken daha “Ne demeye…” diyemeden her şey sustu. Havada giden taş ses çıkarır mı? Islık çalarak İshak’ın kafasına doğru ilerliyordu. Islık, sert bir çat sesiyle son buldu.

İshak’ın başından sızan kırmızılık, terine karışıp boynundan aşağı hızla süzülmeye başladı. Ne "Nasılsın?" diyebildim ne de yerimden kımıldayabildim.

— Yandım anam!

Dünyanın ritmi aniden hızlandı. Hava ne kadar bunaltıcı ve sıcak olabilirdi ki?  Güneşin kor alevi başımdan tüm vücudumu kapladı, derimdeki her gözenekten ter boşalıyordu. İshak öfke ve acıyla avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağzından küfürler saçılıyordu. Üzerime doğru hamle yapınca, ebelemece bir anda hayat memat oyununa döndü. Cami avlusuna doğru olanca gücümle koştum. Kendimi abdesthanenin tuvaletine attım. Kapıyı arkadan kilitledim.

İshak ne caminin farkındaydı ne de önündeki mübareklerin. Tuvaletin ağır, pis kokusu nefesimi kesiyordu. Kapıya bütün ağırlığımla yaslandım. Cebimdeki çakmak taşını avucumun içinde sıkabildiğim kadar sıktım.

Dışarıdan yabancı bir ses duruma müdahale etti:

 — Napıynız orda, ne bağrıynız?

 — Ne olacak, mal başımı yardı! İçeri girdi. Göstercam gününü, patlatcam başını!

 — İçerde kim var?

— Kara çocuk kim olacak, kafasını yarcam!

Konuşan Arif Abi'ydi, sesinden tanıdım. İçeriden imdat dercesine:

— Abi benim. Burada kaldım, çıkamaym.

 — Naptın lan? Yarmışın ya çocuğun kafasını. Gel kafanı yıkayalım, dese de nafile; İshak kapıyı bırakmıyordu:

— Ağzını kırcam onun. İçerden çıkmaycak mı?

Kalbimin güm güm atışı, İshak’ın kapı ardındaki öfkeli soluklarına karışıyordu. Eski yeşil boyalı tahta kapıya sert bir tekme indi. Kapı kırılmasın diye olanca gücümle yaslanıyordum.

— Çık lan dışarı! Gebertecem seni! Çık!

Korkudan nefesimi tuttum. Göğüs kafesim patlayacak gibiydi. Tam o sırada Arif Abi'nin sesi ortalığı kapladı:

 — Hahahyt! Şerif Buban geliy, vallah da billah da Şerif Buban geliy! Kan çeker İshak, kan çeker!

Kapıya kalkan ayak havada kaldı. Soluk sesleri azaldı. Arif Abi, bir gölge gibi tuvalet kapısına yanaştı:

 — Kızıl horozun ahı tuttu seni lan! Bak sızan kırmızılığa bak. Şerif amcan tavukları keserken sen neredeydin? Dibeğin yanındaydın değil mi? Avlu kan koktu, senin de başın kan koktu. Şerif Buban geliyo işte! Eğer şimdi bu kapıyı kırar da içerideki sabiyi döversen, horoz gece rüyanda tepene tüner, mahmuzlarıyla gözünü oyar alimallah!

İshak, Arif Abi’nin bu delice çıkışıyla bir an donup kaldı. Ayak sesleri kapıdan uzaklaşırken Arif vitesi daha da artırdı, fısıldadı:

— Hem sen ne sanıyon? Deden fırını boşuna mı yaktırdı? Akşam sofraya başı yarık, eli kanlı oturursan, deden "Bu ne hal?" demez mi? Der! Sonra fırının örsününü kaptığı gibi ikinizi birden ne yapar? Şerif amcanın büyük oğlu bu sefer sizi keser ha! Hahahyt!

İshak’tan hıçkırığa benzer bir ses geldi. Küfürlerin yerini kem küm aldı:

 — Arif Abi, kafamı yardı hain! Baksana kanıyor... Dedem kızar mı gerçekten?

 — Kızar ya! Sofranın bereketi kaçar. Ama dur, bak dinle... Başını çeşmede buz gibi suyla yıkayalım. Kanı durduralım. Akşam da keşik yemeğinde en büyük tavuk budunu sen kaparsın. Ama içerideki sıçanı döversen... İşler karışır, benden demesi.

Dışarıya kısa bir sessizlik çöktü. Arif Abi, İshak’ı kıvama getirmişti. Kapıya vurup bana seslendi:

 — İçerideki korkak sıçan! Sen de çık hadi. Çık dışarı, abinin kafasını yıkayalım, tatlıya bağlayın şu işi. Şerif amcan gelmeden temizleyin avluyu!

Dizlerimin bağı çözülmüştü. Kilidi yavaşça çevirdim. Kapı gıcırdadı. Dışarı çıktığımda gözlerim kamaştı. Arif Abi çoktan arkasını dönmüş, "Şerif Buban geliyor, horoz rüyaya giriyor!" diye mırıldanarak cami duvarının gölgesinde kaybolmuştu.

İshak, yalağın başında aceleyle akan soğuk suyla başını yıkıyordu. Suyun rengi pembeye dönmüştü. Kanama durmuştu. Yanına mahcup ve ürkek adımlarla yaklaştım. Başını kaldırdı, gözleri hâlâ kırmızıydı ama vahşi öfke  soğuk suyun serinliğine bıraktı kendini. Yüzünü kurularken burnunu çekti:

 — Amma hızlı attın lan mandagöz... Deli Arif haklı, dedem görürse ikimizi de oyar.

— Valla bilerek olmadı İshak abi...

Eliyle başındaki şişliği yokladı, ergenliğin kalın, çatallı sesiyle hafifçe sırıttı:

— Yürü hadi. Horoz moroz rüyama girmesin şimdi... Ama eve gidene kadar ebe sensin, hayatta yakalayamazsın!

Köyün tozlu yoluna doğru fırladı. İshak önde ben arkada, tozu dumana katarak bizim avludan içeri daldık. Ortalık iyice karışıktı. Fırından taze ekmek ve tavuk kokuları ağzımın suyunu akıttı. Şerif amcamın büyük oğlu üstünü başını düzeltiyor, Maviş ablam mutfağa hararetle tepsileri taşıyordu. İshak’la göz göze geldik; başındaki şişliği saçlarıyla iyice kapatmıştı. Neyse ki dedem telaştan üstümüzü başımızı fark etmedi. Kadın Annem durumu anında çaktı. Yanımızdan geçerken durdu, önce İshak’ın gizlemeye çalıştığı yarayı fark etti

—Çocuğum kafanı kim yardı? sonra benim üstümdeki çamura baktı. Kaşları çatıldı:

— Ne ulan bu haliniz? Doğruyu deyin, yoksa babanızı çağırırım.

İshak’ın bakışları yere düştü.

 — Vallahi yengem, biz sadece ebelemece oynuyorduk…

Kadın Annem inanmadı, parmağını sallayarak babama doğru seslendi:

— Bey! Bak hele şunlara. Üstleri başları kan içinde!

Babam, ayak sesleri avluda yankılanıyordu. Yüzündeki ciddiyeti görünce ikimizin de dizlerinin bağı çözüldü. Eliyle arkadaki boşluğu işaret etti:

 — Geçin bakayım kuruluğa. Geç geç!

Kuruluğun gölgesine sığındığımızda babam karşımıza dikildi. Gözleri alev saçıyordu. Önce İshak’a döndü, sesini yükseltmeden tane tane sordu:

 — Başındaki ne İshak? Kim yaptı?

İshak ürkekçe beni işaret etti:

— Kara çocuk yaptı emmi... Taş attı. Kafamı yardı.

Babam bu sefer bakışlarını bana çevirdi. Göğsümün sıkıştığını hissettim. — Doğru mu lan? Taş mı atın sen abine? Ya gözüne gelseydi, ya kör etseydin abini?

Korkudan yutkundum, sesim içime kaçmıştı: — Baba... Bilerek olmadı.

Babam lafımı bitirmeme izin vermedi. İshak’ın başındaki yaraya bakıp bir an durdu. İshak’ın canı zaten yanıyordu. Yüzü küçüldü. Babam onun kolundan tutup hafifçe kenara çekti:

 — Sen geç şöyle bakayım İshak. Önce İshak'ın omuzuna dokunup iki tokat aşk etti:

İshak sessizce kenara çekilirken bana "Geçmiş olsun" der gibi acıyan gözlerle baktı. Şimdi babamla baş başaydım. İkişer tokat ortak paylaşımımız olacaktı güya; ama İshak aradan sıyrılınca, ihale tamamen bana kaldı.

İlk tokat yanağımda patladığında kulaklarım çınladı. "Baba!" diyecek oldum, üçüncüsü diğer taraftan geldi. Ne olduğunu anlayamadan babam cezayı dörde katlamıştı bile. Söyledikleri çokta anlaşılır değildi. Yüzümün yangısı, kulaklarımın, çınlaması, başıma oturan öküzler….Kuruluktan çıkarken hıçkırıklarımı tutmaya çalışıyordum. Suratımda kızarmadık, yanmadık yer kalmadı. İshak’ı gölge gibi takip etmeye çalışıyordum.

Tartışma

Yorumlar

3 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Ayşegül Ulusoy|

Emeğin, telaşın, çocukça neşeyle koşturulan tozlu yolların kokusu bize buram buram ulaşıyor. Kalemine sağlık.♥️

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Umay|

Ah Kara oğlan ah… Bir çocuğun çakmak taşını cebinde, sanki en büyük gücüymüş gibi taşımak… İçindeki çocuğu doyasıya yaşayıp biraz şımarmak… ve yeniden dayak yemek😔 harika bir yazi olmuş hocam devamını merakla bekliyorum 👏🏻👏🏻

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü15 Tem 2026

Benim Çocuklarım B5 sessizliğin isyanı

Tanımını bilmediğimiz fakat günlük hayatın tam içinde var olan bazı durumlar aslında bilinen ve tanımlanmış sendromlar olabilir. Buna birde farklı tetiklemeler ile başlayan etkiler vardır. Dejavu, kelebek etkisi gibi.... AŞK BİR İSYAN MIDIR?

Yuzika·7 dk·6·324
Öykü11 Tem 2026

Ölü Frekans

Bir odadaki oksijeni yavaş yavaş çekip aldığınızda, içeridekinin ölümü intihar mıdır, yoksa cinayet mi

Münferit Arıza·6 dk·4·183
Öykü6 Tem 2026

Şah-Mat

Ani bir sarsıntıyla o gizemli el havaya kalktı; dev saatin rakamları birer mızrak gibi üzerine saplandı. ŞAH-MAT.

Gizem Gökmen·3 dk·3·215