Bugün, hayatıma şöyle bir göz attığım ender günlerden biri. Neden göz gezdirme gereği duyduğuma gelince; artık yaşadıklarımı hak etmediğimi düşünüyorum. Her genç kız gibi "mutlu evlilik, sadık eş, huzurlu yuva" diye diye bir girdabın içinde dibe doğru çekildiğimi hissediyorum. Ummak, yaşantınıza yol vermiyormuş.
Mutluluk; dizilerde, filmlerde senaryoya eklenen sahnelerden ibaretmiş; bunu fark edeli bir hayli zaman oldu. Ah! Şimdiki aklım olsaydı...
Aşk uğruna insan daha ne kadar ödün verebilir ki? Ben hayatımın hatasına "aşk" adını vermiş olsam da bunu ancak dört senem heba olduğunda idrak edebiliyorum.
Birol ile ayrı dünyaların insanıydık; yolumuz nasılsa paralel evrenlerden birinde kesişti ve adına aşk dediğimiz o amansız ıstırap tüneline girdik. Ailelerimizin birbirine zıt yaşam standartları, babamın amansız baskısına dönüştü. İlişkimizi kesinlikle kabul etmiyor, beni ondan uzaklaştırmak için baskılarını günbegün artırıyordu.
Çocukluğumda beni prensesi olarak gören babam, aşkım için direndikçe beni düşmanı olarak benimsemeye başlamıştı. Annem bile aramızı bulamıyordu. "Gençler birbirini seviyor Hikmet, bırak evlensinler. Gün doğmadan neler doğar; belki çocuk zamanla iyi kazanır, kızımızı alıştığı hayata layık bir şekilde yaşatır," diye olumlu laflar savurdukça, annem de babamın öfkesinden nasibini alıyordu. Benim aşkım yüzünden yirmi üç yıllık evlilikleri çatırdıyordu.
Sonrasında annemin desteğini de kaybettim; benim için babamla kurulu düzenini heba edecek kadar cesur değildi artık. Tek başıma mücadele ediyordum. Engin dalgaların kıyılardaki kayaları dövmesi kadar yıpratıcı bir sürece maruz kalmıştım. Babam beni eve hapsetmişti. Birol’u görmek, onunla konuşmak zorlaşmıştı. Bu hapis hayatı beni ondan uzaklaştıracağı yerde, adeta bir mancınıkla ona fırlatıyordu. Ne yazık ki babamın kararlılığımdan haberi yoktu.
Artık ailem ve aşkım arasında bir tercih yapmam bekleniyordu. Tabii ki tercihimi aileme rağmen aşkımdan yana yaptım. Bir sabaha karşı, evdeki herkesin uyuduğu vakitte valizimi alıp sevdiğim adama kaçtım. Arkamda bıraktıklarım önemini yitirmişti; vardığım istikamet beni mutluluğa götürecekti. Yeterdi... Ama yetmedi.
Birol, fakir sayılacak bir ailedendi. Yedi kardeştiler; bir ablası ve kendinden küçük bir kız kardeşi evliydi, abisi de nişanlıydı. Ondan küçük üç erkek kardeşi ile hepsi bir arada iki odalı bir evde yaşıyorlarken, bir de valizimle ben o aileye dahil oluverdim. Yirmi bir yaşındaydım. Yıldırım nikahı ile kaşla göz arasında, kuru bir imzayla evlendik. Üzerimde beyaz bir gömlek ve siyah bir etekle (babamın aldığı kıyafetlerle) Birol’un karısı, o evin gelini oluvermiştim.
Abisi bu duruma pek sevinmedi; evlilik sırasında o vardı, bizimki plan dışıydı. Kardeşlerin olan o oda bize tahsis edildi. Tek yalnız kaldığımız, saadet dolu muhabbetimizin mabedi olan odamız dışındaki hayat çekilmezdi. O gürültülü kalabalık ve ağır iş yükü, mutlu dakikalarımı hızla tüketti.
Horozlardan önce kalkıp işe gidenlere kahvaltı hazırlıyor; bütün gün yaşlı kayınvalidemle yemek, çamaşır ve ev işleri yapıyordum. Herkes yattıktan sonra baş başa kalabiliyorduk. Bütün gün alışık olmadığım hayatın anekdotlarını anlatıyor, biraz olsun rahatlayıp ertesi günkü maratona hazırlanıyordum.
Kısa süre sonra kayınbiraderimin düğün hazırlıkları başladı. Ben "gönüllü köleliğe" gelmiştim ya... Eltim ayrı ev istedi ve kısıtlı imkânlarına rağmen istediğini aldı, düzenini kurdu. Dört ay sonra evlendiler. Abisi evden gidince Birol evdeki büyük evlat olduğundan, diğerlerinin, hatta evli kızların sorunları da ona yansıtılmaya başlandı. Ben ise hatamı yedinci ayda iyice anladım; artık aşk bile etkisini kaybetmişti. İç hesaplaşmalarımla boğuşurken, bir de bebek haberiyle anneliğe adım attığım günler gelmişti. Kalabalık aile içinde nazlanmak şöyle dursun, dinlenmeye bile vakit yoktu. Aylar uçup gitti, bir anda çocuğumu kucağımda buluverdim.
Ailem hâlâ bana kızgındı; torun haberine sevinmediler bile. Annem sadece "Hayırlı olsun," dedi, telefonu yüzüme kapatmadan az önce. İlk defa o gün bin kere pişman oldum. Çocuğuma rağmen "Bu bir rüya olsa da uyansam," diye çok dua ettim. Lohusayken bile bu gerçekle yüzleştim. Görümcelerim, kayınvalidem her şeye karışıyor, evladımla bir anı bile yaşayamıyordum. Sanki gelin değil de ücretsiz hizmet için alınmış bir iş gücü olarak görülüyordum.
İki sene önce adım attığım bu evde artık Birol bile bana yabancı gelmeye başlamıştı. Her geçen gün kendimi sorgulayıp suçlamaktan usanmıştım. Yatmama, kalkmama, bebeğimin mamasına, doktoruna; her şeyine karışılıyordu. Birol’a şikâyetlerim etkisini kaybetmişti; ondan artık ilgi ve sevgi görmüyordum. Uğruna her şeyi geride bıraktığım adam bu muydu? Değer miydi? Bu soruları aileme hasret, dört senedir kendime soruyorum; hâlâ bir cevap alabilmiş değilim.
Benim hayalini kurduğum aşk evliliği bu değildi. Bunca fedakârlık yaparak yine de yalnız kaldığım bir hayatı hak etmiyordum. Daha iki buçuk yaşındaki oğluma kardeş beklentisi ve baskısı Birol’u iyice zorbalaştırdı. Bana koca olmak için değil de zürriyetine damızlık bir kadın bulmak için evlendiğine artık eminim.
Bu acı hikâyeyi okuyan kızlar, benim hatamdan ibret alın: Evlilik aşkı öldürüyor mu bilmem ama beklenti, diretme ve ilgisizlik kesinlikle öldürüyor.



Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Yüreğinize sağlık
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Karlı dağların ardı da olsa, düz ovalar da uzansa önümde. Karanlık bir odada tek başıma, bir adım daha. Dil bağlanmış, yürek dağınık; sevda çiçeği çoktan solmuş. Emekti ya sevmek, tek taraflı bir gerçek. Hayat bir deniz, dibinde ağır bir taş gibi. Sakla beni, duy beni, gör beni; sen bil, sen hisset. Bir adım daha vuslat sandığıma. Eğriden doğruya varan bir yol. Kuytu yolları bilmeyen, her yanı dikenli tel. Belki sevdaya, belki kendime. Bağlı dilimi çözmek en kolayı; şeytanı suçlamak, kaderi öne sürmek. Bir adım daha — kahramanlık masallarını susturmak, nefes almak. Söz dinlemez hayat; kararları umursamaz. Bir adım daha. Bayat ekmekle siyah havyar arasında aynı açlık. Geçmişi anlatmak kolay, hoş bir tat bırakır. Ama geçmişten ders almak işte bir adım daha. Vardığın yer vuslat olmasa da, katran karası olsa da; varan sensin. Sevda çiçeği ilk adımda başlar. Belki her son, yeniden ilk adımdır. Karadan karaya, eğriden doğruya.
Yazınızın ardından dilimden dökülenler.
Teşekkür ederim.Beğenmenize sevindim :)
İlham böyle gelir Yusuf hocam ,habersiz sinsice :) kaleminize sağlık
Ağlayarak okuduğum ikinci yazı. Çok şey söylemek isterdim de neyse . Sadece ben feminist değilim siz kadınları çok üzdünüz diye sözüm var. Belki de kadın kadının yurdudur bu yüzden . Umarım kimin ihtiyacı varsa bu yazı onun karşısına ışık hızında ulaşsın Gerçekten bu konuda o kadar hikaye ye yol arkadaşı oldum ki nice kadınların ortak noktaları var bu yazıda yüreğinize sağlık saygılarımla 👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Maalesef , kadınlar hiç üzülmese ama işte... Teşekkürler var olun
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
cok basarılı kalemınıze saglık hocam
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Nazik geri bildiriminiz için teşekkürler. Ne mutlu bana o halde ✨️🌹