YazYorum
Deneme1 Haz 2026

Yıpranmış Takvimler

Sahi, biz insanlığımızı ve masumiyetimizi ne zaman öldürdük?

Gizem Gökmen|1 Haziran 2026|2 dk okuma
145 görüntülenme|5 yorum

Size anlatmak istediğim bir hikâyem var…

Yıl, doksanlar. Çocukluğumuzun ve gençliğimizin en dolu, en deli ve en akıllıca geçen yılları... Öyle yıllardı ki bir dost için can verilir, sevilen bir insanın derdine tüm gün çareler aranırdı. Mahalle, bizim için bir aile demekti. Canımız yansa annemizden önce, bize yardım etmesi için mahalledeki bakkala koşardık. Hiç söylenmeden yardım eder, üstüne bir de gazoz ısmarlardı. Güle oynaya tüm günümüzü sokakta geçirirdik. Akşam ezanı sesiyle birlikte herkes, sanki anlaşmış gibi birbirine iyi akşamlar diler ve evine giderdi. Evde tüm gün neler yaptığımızı anlatır, ertesi günün hazırlıklarını yapardık.

O yıllarda aşklar da bir başkaydı. Sevdiğin insan senin elini tutmaya, hatta seninle konuşmaya çekinir; seni mahallenin girişinde bırakır, ama evine girene kadar da arkandan bakardı. Okuldan az kaçmadık, sevdiğimiz çocukla daha fazla vakit geçirebilmek için... Zamanı nasıl mı geçirirdik? Yanımıza mutlaka iki arkadaşımız daha gelirdi; bir bankta, bir çekirdek paketi ve içecek kutularıyla akşama kadar otururduk. Sevdiğimiz insanla zaman geçirmekten bildiğimiz tek şey buydu ve o kısıtlı zaman bize çok değerli gelirdi. Utangaç bir tavırla parmaklar birbirine değerdi, ama yine de el ele tutuşmaktan çekinirdik. İlişkimiz masum bir sevgiden ötesine gitmezdi hiçbir zaman. Yine de korkardık, "Ya evdekiler duyarsa?" diye…

Bu masum buluşmalar ve masum vedalardan sonra yine evlerimize, günlük yaşamlarımıza dönerdik. Kasetçaları açar, sevdiklerimizi şarkıların içinde düşünerek hayaller kurardık.

Sonra bir sabah uyandık; masumiyet de gerçek sevdalar da gitmişti. Kapı önündeki kız kıza sohbetler, buluşulan o bank, çekirdekler... Hepsi yok oldu. Elimizde tüm bunlardan geriye sadece hızlıca tüketilen; acınası, çıkarcı ve kanatan ilişkiler kaldı. Biz çıkarcı ilişkilere alışkın değildik, bu yüzden canımız çok yanmaya başladı. Yalanları gerçek ve masum bir sevgi, yardım istediğimiz insanları ise gerçek birer dost sandık. Düştüğümüzde, yardımına koştuğumuz kişinin bize tekme atacağını bilemedik. Kirlenmiş dünyanın masum çocukları bu değişime alışamadılar; kırıldıkça kırıldılar ve zamanla yok olmaya başladılar. Tüm bunlar ne zaman değişti, bütün bu çıkarlar ne ara hayatımıza girdi? Bir selam vermenin bile bir bedeli olduğunu yaşayarak öğrendi o masum çocuklar…

Dünyanın kaderi bu, değişimi kabul edebilirim ama insanları değiştiren ne oldu? Büyük kalpleri olan insanlar, içlerindeki karanlık dumanları ne zaman üflemeye başladılar? Herhangi bir canlıya duyulan sevgi de yandı gitti o koyu dumanların içinde. Kapını çalmadan akşam çayına gelen komşundan, evini büyük kilitlerle gizlemeye başladın. Selamları yok ettik, hâl hatır sormalar sadece mecburiyettendi. Sofraya "Tanrı misafiri gelir" diye fazladan konulan tabaklar bir bir kaldırıldı ve bu takvimler, insanlar yüzünden çok çabuk yıprandı.

Sahi, biz insanlığımızı ve masumiyetimizi ne zaman öldürdük?


Tartışma

Yorumlar

5 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Sevgi Seçen|

Ne kadar güzel yazmışsın canım çocukluğumuz gerçekten çok güzel di. Yıllardır aynı soruyu bende soruyorum Sahi, biz insanlığımızı ve masumiyetimizi ne zaman öldürdük? Sanırım insan olduğumuzu unuttuğumuz an .

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Gizem Gökmen|

Çok teşekkür ediyorum. 🥰🥰Her yeni gün daha cok özlüyorum güzel zamanları...

Sevgi Seçen|

Ben de

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Haz 2026

Humanity’s Greatest Enemy: Expectation

Perhaps humanity's greatest enemy is not life itself, but what it expects from life. Disappointment is often born not from reality, but from the collapse of our expectations. Expectation grows in the shadow of hope, quietly stealing the present while promising the future.

Rigel\'in Feneri·13 dk·0·15
Deneme24 Haz 2026

Kitaplardan Ekranlara

Belki geleceğin okuru sayfa çevirmeyecek. Ama yine de iyi bir cümlenin önünde duracak, güçlü bir hikâyenin peşinden gidecek ve kendini bir metnin içinde bulacaktır. Çünkü araçlar değişse de insanın anlam arayışı değişmez.

Elma Kurdu·3 dk·1·259