YazYorum
Öykü15 Haz 2026

Benim Çocuklarım

Bir çocukluk hikayesi.

Yuzika|15 Haziran 2026|2 dk okuma
788 görüntülenme|17 yorum

  Gününü geceye katıp üç kuruşa ömrünü heba eden çocuklardık. Hayatı çeyrek yevmiye, kiremit bilemedin tuğla fabrikaları, kireç, daha iyisi taş ocakları olan… Tuğla fabrikalarında o çeyrek yevmiyenin hangimize hak ediş olduğu bilinmezdi; ciğerlerimize dolan tozlardan mı, yoksa çocuk bedenimizden mi eksilirdi o pay? Ocaklarda da aynısı geçerliydi. Dolu bir ciğer mi, yoksa yorulan kemikler mi? Kardeşlerim benim canımdı, ciğerimdi; ciğerimiz o ocaklarda kalandı.

      Hasat bir şekilde yapılırdı. Ortada kalacak değil ya; arpa, buğday, yulaf… O zamanlar bizim topraklarda en çok tütün ekilirdi. Sabahın zifiri karanlığında, ezandan önce kırılırdı yapraklar. Küfelere basılır, hababam de babam akşama kadar iğnelere dizilirdi. Sadece tütün de değildi; şeker pancarı vardı bir de. Büyükler defalarca avans çeker, ikramiyeler yatardı. Kapıdaki küçükbaşın, büyükbaşın sayısını önlerindeki samanın tükenişinden anlardık. Ne o et ne o süt çocukların kursağından geçerdi. Hepsi paraydı. Fabrikalarda dolan o ciğerler, ocaklarda tükenen o bedenler gibi... Etle süt, yan yana duran iki soğuk banknot demekti.

      Hasat ortada kalmazdı, öyle veya böyle kaldırılırdı da, o bilmezlerin yarım bağı ile bağlanan destelerin arasında benim sekiz ile on iki yaşlarımdaki çocukluğum, ergenliğim kalırdı. O yaşlarda öğrendim traktör kullanmayı. Varlıklıydı sülalem; düveni ilk hurda edenlerdendi. Üzerindeki çakmak taşları sökülüp oynamalık oyuncaklar haline gelmişti. Oynayacak zamanı bulursak, tırnaklarımızla iki kıvılcım çıkartıp çocukça ateş yakardık. Tehlike mi? Tarladaki yılanlar, taşların altına gizlenmiş akrepler, derede boğulmak, uçurumdan yuvarlanmak… Hepsi düvenin çakmak taşları kadar olağandı.

      Harman yerinin kenarında "hammar" derler bir ambar yapı vardı. Gözetleme kulesi gibi dikilirdİ. Sanırsın koca bir alamet. İçinde tüm yılın, tüm senenin yiyeceği saklanır; gelecek baharın ekilecek tohumları o muazzam karanlıkta tutulurdu. Bir gün önündeki sundurmada oynarken, üç arkadaşım siyah renkli, kırmızılı sarılı benekli bir yılanla burun buruna geldi. Saatlerce çığlık çığlığa, kıpırdamadan esir kaldılar o sundurmada. Zamanın yanılması belki bir iki dakikaydı ama bize asır gibi geldi. Sonra köyün delisi yetişti, yılanın başını bir taşla ezdi. Arkadaşlarım o taşın çıkardığı sesi yıllarca anlattı.

      Erkek çocukları çok kıymetliydi sülalede. Çok sevilirdi. Vaat ettiğimiz o gelecekteki paranın hatrına mı, yoksa sahiden çocuk olduğumuz için mi, bunu hiç bilemedim.

      Büyüklerin lafı üstüne söz söylenmezdi. Güzel ve doğru bir öğretiydi güya. Keşke bunu yediği dayakla öğrenmeseydi o çocuklar. Karısıyla anlaşamayan, arkadaşlarıyla takışan, dünyaya öfkesini yenemeyen babaların hırsını çıkardığı birer örs gibiydik. Kısa şortumuz olmadı bizim. Düştüğümüzde dizimizin acısını soranı, ağladığımızda gözümüzün yaşını silende olmadı.

Tartışma

Yorumlar

17 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Rosaceae|

çocukluğunuzdaki örselenmeler, yaralarınız bir yana, üretmenin değerini kendinize katarak çoğalmayı bilmek haline getirebildiyse hayat sizi, yakınlarınız için büyük bir şans olabilirsiniz. yaralar insanın gerektiğinde kullanacağı bir savunma sanatı haline gelebiliyor :)

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Yuzika|

Övgüleriniz için teşekkür ederim arkadaşlar. Bu yazılanlar bir kurgudan ibaret olduğunu bilmenizi isterim. Tabiki esin kaynakları var. Yazılmayan o kadar çok hikaye varki tasarladığım. Hiç el değmemiş, akla gelmemiş Rabbim hepsini bir araya getirip. Yazmayı nasip eder inşallah.

Devam et

Benzer yazılar

Öykü24 Haz 2026

ARTİSAN

Bazen insan başka bir ülkeye taşınır ama çocukluğunu yanında götürür. Bu öykü, aidiyet, sınıf, emek ve kendini yeniden kurma mücadelesinin izini sürüyor.

Emine Demir·7 dk·0·16
Öykü22 Haz 2026

Fırtınadaki Tüy

Taşranın sert, baskıcı ve şiddete meyilli hiyerarşisinde büyüyen küçük bir çocuk haksızlıklara tanık olur. Kalabalığın içindeki yalnızlığını anlatıyor.

Yuzika·4 dk·6·587
Öykü22 Haz 2026

Şener Bey'in Vefası

Pandemi günlerinde Sevda’nın ailesiyle yaşadığı zorlu süreçte, komşuları Şener Bey ve Nergis Hanım’ın maddi ve manevi destekleriyle hayatın nasıl değiştiğini anlatan dokunaklı bir hikâye. Çanakkale’den Edremit’e uzanan umut yolculuğu.

Sevgi Seçen·2 dk·3·173
Benim Çocuklarım | YazYorum